16. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA TİCARET

Nüfus artışı ve birçok sosyolojik ve ekonomik nedenlerle 16. yüzyılda, İspanya, Güney Fransa ve İtalya’dakine  benzer  şekilde birçok Anadolu kentinin vergi mükellefi sayısı neredeyse iki katına çıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda artan ticaret ve Anadolu’da kentsel gelişmenin bu eğilimin bir parçası olduğu kabul edilmiştir. Osmanlı döneminde Anadolu’da taşra kentlerinin durağanlığının abartılması eğilimi vardır. Oysa İstanbul’dan ayrılan bir kervan, bir aydan daha az bir süre de Amasya’ya ulaşabiliyordu.

Fazla zengin olmayan kişiler bile Muş’tan Tire’ye Anadolu’yu baştan başa geçebiliyordu. Borlu biri iş bulmak için Ankara’ya gelebiliyor ve gerektiğinde karısı tarafından mektupla geri çağırılabiliyordu. Erzurum bir yüzyıl içinde boşalıp tekrar doldurulmuş, Kayseri ve Kırşehir’de küçük bir yerleşime dahi Anadolu’nun diğer kesimlerinden çok sayıda göçmen gelmiştir. Anadolu’da Akşehir ve Konya gibi ticari merkezler önemli ölçüde göç aldığı gibi iç göçler nedeniyle İstanbul’un nüfusu büyük bir hızla artmıştır. Yine bu dönemde tahıl fiyatları hızla artmış, yiyecek sıkıntıları yaşanmıştır.

Anadolu’da üretilen her türlü ürün ve emtianın ihracatına Osmanlı idarecileri tarafından genellikle izin verilmemiş, başkentin ve ordunun iaşesinin sağlanması birinci amaç olmuştur. Yine de 1620 yılında pamuk ihracatı büyük ölçüde yasallaşmış ve bu alandaki kısıtlamalar kaldırılmıştır.

Liman Kentleri

Bu tarihlerde iç bölgelerdeki kentler giderek iç ticarete yönelirken, bir iki büyük liman hammadde ve yarı işlenmiş ürün ihracı üzerine yoğunlaşmıştır. Anadolu iskelelerinde geçen kıyı trafiğinin büyük kısmı Osmanlı başkentinin iaşesini sağlamaya yönelikti. Liman kentleri Trabzon, Samsun, Sinop, İnebolu, Amasra, Bendereğli (Karadeniz Ereğlisi), Mudanya ve Mihaliç (Karacabey), Alanya, Çeşme, İzmir’di. 17. yüzyılda Karadeniz’de Kazak ve Abaza korsanlarının saldırılarının arttığı, Samsun limanının varlığını özellikle esir ticareti sayesinde sürdürebildiği çok az bir abartma payıyla söylenebilir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda köleler genellikle ev işlerinde ya da tersanelerde çalıştırılmıştır. Bunun istisnası olarak Bursa atölyelerinde ve tüccar yazıhanelerinde çok sayıda köle çalıştırıldığı görülmüştür. Köleler bir süre çalıştırıldıktan sonra genellikle azat edilir ve bir kısmı kendi işini kurardı. Öte yandan Anadolu’da Balkanlar’daki kadar yaygın olmamakla birlikte panayırlar vardı ve uzun mesafe ticaretiyle uğraşan tüccarların bu panayırlara uğradığı da olurdu. Tüccarın köylülere hammadde dağıtarak üretim yaptırması daha çok Bursa ve Hamid sancağında görülürdü.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Ticaret Merkezleri

Vakıflara ait taşınmazların Anadolu’nun pek çok önemli ticaret merkezinin gelişmesinde önemli rolü bulunmaktadır. Osmanlı idarecileri, önemli kentlerde çarşı kurma faaliyetlerinde bulunmuştur. Birçok ticari merkezde han, bedesten, çarşılar vakıflar aracılığı ile yaptırılmış, esnaf ve tüccara kiralanmıştır. Söz konusu dönemde Anadolu’daki önemli ticari merkezler Akşehir, Ankara, Antalya, Beypazarı, Bergama, Bor, Çorum, Demirci, Konya Ereğlisi, Ermenek, İskilip, Karahisar-ı Sahip, Kastamonu, Kayseri, Konya, Kütahya, Larende (Karaman), Lazkiye (Denizli), malatya, Manisa, Maraş, Niğde, Niksar, Seydişehir, Sivas, Sinop, Sivrihisar, Tire, Tokat, Uluborlu, Urla ve Zile’dir. Kaynaklarda en fazla tekstil ürünlerinin üretim ve satışına ayrılmış çarşılara rastlanmıştır.

Hizmetlerini yürütebilmek için aldıkları parayı kullanan vakıflar kredi veren kurumlar olarak faaliyet göstermiştir. Kayseri’de kredi veren sayısız küçük kurum ve kişi vardı. Küçük sermayelerini verimli kılmaya çalışan bazı kişilerin, dul ya da yalnız kadınların da belli bir meblağ karşılığında borç verdikleri olurdu. Ancak bu işi meslek edinmiş kişi yok gibiydi. Kayseri’de ticaretle uğraşan Karamanlı ve Ermeni gayrimüslimler bulunmakta idi. Kayseri, Bursa’dan sonra en büyük Anadolu kenti durumundaydı.

İzmir, özellikle 17. ve 18. Yüzyıllarda hızla yükselen bir ihracat merkezi olmuştur. Osmanlı imparatorluğunun Midilli ve Sakız’ı idaresi altına alması, buralardan elde ettiği vergi akışını güvence altına almak için yapılmışsa da önceleri bu adalarda Cenevizli yöneticiler Çeşme’ye çok sayıda tekne göndererek İtalya ile sıkı ticari ilişkiler sürdürüyorlardı. Adalar idaresinin Osmanlı’ya geçmesinden sonra Çeşme ve Selçuk gibi limanlardaki ticaret gerilemeye başlamıştır. Dolayısıyla İzmir’in gelişmesi yalnızca bu kentin kendi potansiyelinden değil, komşu kentlerin karşılaştığı güçlüklerle açıklanmaktadır.

16. Yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu giderek İngiliz, Hollanda ve Fransa tüccarlarının etkilerinin arttığı bir dünya pazarı ile bütünleşmeye başlamıştır. İzmir’deki tüccarlar esas olarak Avrupa tekstil üretiminin ihtiyaç duyduğu İran ipeği, Ankara sof ipliği ve Ege pamuğu gibi hammadde ve yarı işlenmiş girdi ticaretiyle uğraşıyorlardı. Kaldı ki İzmir pamuğu, halen Mısır Nil pamuğu, Kaliforniya pamuğu ile dünyanın en kaliteli üç pamuğundan biridir. Echelles du Levant’ın biri olarak bilinen İzmir’in ticari tarihi büyük ölçüde Avrupa kaynaklarına dayanarak yazılabilmektedir.

Osmanlı coğrafyasında çoğu şehir bir üretim alanına odaklanır, belli ürünlerle anılırdı. Örneğin, Konya dokuma, Tokat bakırcılık, Amasya ve Erzincan gümüş işlemeciliği, Ankara ve Kastamonu sof kumaş, Bursa ipek dokumacılığı, Selanik çuhacılık yünlü dokuma, Edirne ayakkabıcılık, Bulgaristan aba, kıl dokuma işçiliği ile bilinirdi. Osmanlı İmparatorluğu başta Avrupa olmak üzere yurtdışına: pamuklu, yünlü, deri, yağ, halı ve boya gibi ürünler ihraç ederken; yine başta Avrupa olmak üzere yurtdışından süs eşyası, kalay, kurşun, kâğıt, kadife, cam eşya ve saat gibi ürünleri ithal etmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda ticaret merkezleri Ankara ve Bursa gibi yerleşimlerin diğerlerinden çok daha fazla kumaş ürettiği açıktır.

Bogası diye bilinen ve çeşitli renklerde bulunabilen basit bir kumaştan giysi astarları yapılmaktaydı. Başlıklarda tülbent denilen ince pamuklular kullanılırdı. Bursa kutnisi pamuklu ve ipekli karışımı bir kumaştı. Yelkenbezinin temel hammaddesi pamuklu, keten ve kendir idi. Manisa’da çuha ve havlı bir yünlü olan velense yapıldığı bilinmektedir. Kütahya’da halı ve kilim üretilmekteydi. Anadolu kilim ve halıları ya da belgelerdeki adıyla Rum kaliçeleri İran ürünlerinin de rakibiydiler. Çuval bezi, Karasi vilayetinden Bursa’ya getirilip dokunurdu. Göynük kasabası ise keçi kılından at örtüsü ve yem torbası yapımında uzmanlaşmıştı.

Güney Anadolu’da at kılından çuval yapıldığı olurdu. Üzeyir sancağından ve Adana’dan ordunun ihtiyaç duyduğu bu çuvallar karşılanırdı. Tiftikten kumaş yapımı ise ticari açıdan çok daha önemliydi. Tiftik, Anadolu’dan başka hiçbir yerde bulunmayan bir keçi türünden elde edilirdi. Bu ipliğin satışa hazır hale getirilmesinde Ankara kenti uzmanlaşmıştı. Sof iplik olarak adlandırılan bu ipliğin en önemli müşterileri Venedikli, Leh ve İngiliz tüccarlardı. Bursa, ipekli kumaş üretiminde uzmanlaşmıştı. İlaveten Tokat ve Amasya’da da ipek işleyen zanaatkarlar vardı. Kente gelen ipeğin büyük kısmı, Batı İran’da bulunan ipek üretim bölgesinden gelmekte idi. Bilecik’te ise sırma işlemeli bir tür kadife olan zerbaft dokunurdu.

Yelkenbezi için gerekli ham pamuğun önemli bir bölümü Aydın, Saruhan ve Bergama’dan gelirdi. Kıbrıs’ta önemli pamuk üretim merkezlerindendi. Bergama’da pamuklu astarlık kumaş üretilir, Ayazmend (Altınova) ve Tarhala (Soma Yakınları) gibi yerlerde bu ipliğin eğirilmesi yapılırdı. Kendir gereksiniminin bir kısmı Kıbrıs ve Trakya’dan karşılansa da kendir kaynağını Samsun yöresinin oluşturduğu anlaşılmaktadır. Burdur ve Isparta yöresinde (Hamid Sancağı) bogası üretimi yaygındı. Kanuni’nin son yıllarına doğru Gülnar, Silifke, Karataş, Mut ve Selendi (Gazipaşa) yöresinde bogası üretimi yaygınlaşmıştır.

Karaman (Larende) vilayetinde ise kaba ve ince pamuklu kumaş üretim ve satışı yapılırdı. Bu kumaşlar Ankara ve İstanbul’da da rağbet görürdü. Kumaş dokumacılığı genelde küçük kasaba ve köylerde yapılır, boyanması ve satışa hazırlanması büyük kentlerde gerçekleşirdi. Tire dokumacılarının ürünleri yalnız Venedik’e değil İspanya’ya bile satılmakta idi.

Zenginler genellikle ipekli giyerdi. Daha orta halli ve yoksun kişilerin giysileri pamuklu olurdu. Gayrimüslim kadınlar Bursa Kutnisinden yapılmış mavi ya da siyah etek giymek zorundaydı.  Yeniçerilerin üniformaları Selanik’te dokunmuş yünlü giysilerden oluşmaktaydı.

Deri imalatı da önemli bir zanaat alanıydı. Üretimlerin ihracı yasaklanmıştı. Sarayın ve başkentin gereksinimleri ön planda tutulmuştu. Deri işlemeyle ilgili kayıtlarda 30 çarşıya rastlanmıştır. Bu alanda temel faaliyet dalı tabaklama olduğu halde debbağhane (tabakhane) adı ayakkabıcı çarşılarından çok daha az geçmektedir.

16 yüzyılda İstanbul’un et ihtiyacının karşılanmasındaki sorunların ağır olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle celepler üzerindeki denetim artırılmış, Balkanlar’da koyun kesimi yasaklanmıştır. İstanbul’da et fiyatlarının diğer bölgelerle bir tutulması celeplerin sürülerini İstanbul’a götürmenin ek maliyetinden kaçmalarına sebep oluyordu. Buna rağmen Osmanlı idaresi kadılara bölgelerinde et fiyatlarını düşürmesini emretmiş, İstanbul’da bulunan önemli ve yüksek görevlilerin, Ulema ve Peygamber soyundan kişiler gibi devletin ilgilenmesi gereken değerli kişilerin varlığı hatırlatılmıştır. Bu denetimler ve kısıtlamalar daha çok Balkanlar’da uygulanmıştır. Anadolu’da koyun kesimi tümüyle önlenmeye çalışılmamıştır. Anadolu’daki hayvan ticaretinin İstanbul’un tüketimiyle ilişkisinin daha zayıf olduğu söylenebilmektedir.

İncelenen dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda canlı bir ticaret ile ekonominin ve kentler ile kentler arası ilişkinin olduğu açıktır. İlerleyen dönemlerde ekonomik güç seviyesine gelememiş İmparatorluğun, askeri güç vasfını da yitirmeye başlaması, sömürü düzeninin başlamasıyla artan sermaye birikimi karşısında rekabet gücünün yitirilmesi ve teknolojik yeniliklere kapalılık ile sayamadığımız birçok sosyolojik nedenlerle Anadolu kentleşmesi sekteye uğramıştır.

 

KAYNAK : Osmanlı’da Kentler ve Kentliler, Suraiya Faroqhi, İstanbul: Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayını, 2004

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.