FAİZ MESELESİ ÜZERİNE -1-…

Bütün semavi dinler tarafından yasaklanan, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’da yasak olduğuna dair ayetler olan ve hatta 16. yy.’ a kadar bütün felsefeler tarafından da yasaklanmış olan faizin bir malın kullanılması karşılığı olarak görülüp kabul edilmesi sanayinin gelişmeye başlaması ile sermayeye ihtiyacın oluştuğu dönemlere rastlar (Çapak, 2018). Yahudilik, Hıristiyanlık, Hinduizm ve İslam gibi yeryüzü nüfusunun neredeyse üçte ikilik kısmının inandığı dört ana akım dinin tamamı faizi yasaklar. Buna rağmen uluslararası finansal sistemi bugün faize dayalıdır ve bu durum iki yüzyıldan fazla bir zamandır böyledir (Chapra, 2018).

faiz

Aristo (ö. M.Ö.322), “Siyaset” isimli kitabında şöyle demektedir:

“Bizim en çok nefret ettiğimiz husus borçlara faiz ödenmesidir. Zira faiz yoluyla elde edilen gelir paranın kendisinden kaynaklanmaktadır. Bu da paranın ortaya çıkma maksadına aykırıdır. Çünkü para, değişim aracı olması için icat edilmiştir. Halbuki faiz yoluyla paranın kendisi çoğalmaktadır. Faiz, paranın para doğurmasıdır. Bu yolla elde edilen gelir ise insan doğasına ve fıtratına en aykırı olan yoldur.”

Ortaçağda faiz karşılığı borç vermek tefecilik olarak görülüyordu ve Ortaçağ Avrupası’nın norm, gelenek ve inançlarının caydırdığı hatta yasakladığı pek çok iktisadi faaliyetten biriydi. İsa, Aziz Luka İncili’nde “özgürce borç alıp verin ve karşılığında hiçbir şey ödemeyin” demiştir. Bu nedenle kilise doktrini borç karşılığında faiz belirlemeyi günahkar bir tefecilik eylemi olarak yorumlamıştır.

Aziz Basil (ö. M.S. 379) ise, faiz gelirini, kötü kimselerin kötü çocuğuna benzettikten sonra:

“Faizle borç vermemiz ve borçludan anaparaya ilave herhangi bir fazlalık istememiz suçtur” demektedir.

Saint Gregoire De Nysse (ö. M.S. 395) ve Saint Jerome (ö. M.S. 420) ana paraya ilave olan bütün fazlalıkları faiz olarak kabul etmiş ve mahkûm etmişlerdir.

İslami kaynaklarda ise genelde faiz ve ribâ aynı kabul edilmiş ve şöyle tanımlanmıştır:

“Malın mal ile değişimi mahiyetindeki bir akitte karşılığı bulunmayan bir fazlalıktır” (Deniz, 2006).

Ama bu tanım sadece fazlalık faizi için geçerli olup, nesie (vade) faizini kapsamamaktadır. Nesie faizi veya ribâsı, cahiliye devrinde yaygın olarak kullanılan, belirli bir vade ile verilen ödünç para veya mal karşılığında vade boyunca her ay ya da vade sonunda ödünç verilen para veya maldan ayrı olarak alınan fazlalığa denmektedir (Canbaz, 2016).

Ribâ ve Faiz Kavramı

Ribâ kavramı, faiz kavramından daha geniş bir anlam ifade etmekte olup, artma, çoğalma anlamına gelmekte; “muadili olmayan artı değer” (Soage, 2020) anlamı taşımaktadır. Aynı zamanda, sermayenin haksız şekilde artırılması olarak yorumlanan bir kavramdır. Daha net açıklamak gerekirse, vadeye ve anaparanın miktarına bağlı olan (yatırımın performansından bağımsız olarak garanti edilen) pozitif, sabit, önceden belirlenmiş oran ribâ olarak kabul edilir ve yasaktır. Bu yasak sosyal adalet, eşitlik ve mülkiyet hakları argümanlarına dayanmaktadır (Taşdemir vd., 2019).

Kavramı biraz daha açarsak, ribâ, borç verilen bir parayı belli bir süre sonunda belirli bir fazlalıkla veya herhangi bir borç ilişkisi ile doğan ve süresinde ödenmeyen bir alacak için ek vade tanıyıp vade sonunda bu alacağı fazlalıkla geri almanın ve bu şekilde alınan fazlalığın genel adıdır. Dikkat edildiğinde karşılıksız olması ve mutlak fazlalık içermesi ribânın temel iki özelliğidir. Hukuk dilinde karşılıksız olması “ivazsız” terimi ile ifade edilir (Canbaz, 2016).

İslam hukukuna göre haram olan faiz değil ribâdır demek kesinlikle yanlıştır. Faiz-ribâ ayırımı yoktur. Faizin ayetlerde de belirtildiği üzere azı da çoğu da haramdır (Çapak, 2018).

İslami finansın temel beş prensibi bulunmaktadır. Bunlar, faiz (ribâ), garar (belirsizlik), yasaklanmış ticari faaliyetler, sözleşmeye ve bir varlığa bağlama, kâr ve zarar paylaşımıdır. Faiz veya ribâ yasağı bu prensiplerin başında gelir. İslami Finansta akit ve işlemlerin tüm biçimleri ribâ’dan aridir. Bu prensipler doğal kaynaklar, beşerî ihtiyaç ve arzular arasında nihai bir denge (mizan) kurmakta, insan hakları, mahlukatın birliği ve tevhit ile ifade edilen Hakk’ı yansıtmakta, içermekte ve gerçekleştirmektedir.

Ribâ, adil gelir dağılımına izin vermeyen, sermayenin ve zenginliğin belli gruplarda toplanmasına hizmet eden, toplumsal adaletsizliklere sebep olan, bireysel faydacılığı ve hırsı arttıran, tek taraflı risk yükleyen ve dengeleri bozucu bir unsur olarak değerlendirilmektedir (Koçak, 2018).

Ribâ’nın başlıca yasaklanma nedeni İslam’ın dayanışma hedefiyle çelişmesidir. Ribâ, likiditeye sahip olan alacaklının zenginleşmesine ve buna ihtiyaç duyan ve bundan giderek mahrum kalan borçlunun fakirleşmesine katkıda bulunmaktadır. Bu bir yandan zenginlerin kolay kazancı tercih ederek katma değer yaratan projelere yatırım yapmasını engellemekte ve diğer yandan borç verme açısından insanlar arasındaki iyiliği ortadan kaldırarak sona erdirmektedir (Khamlichi, 2012).

İslami finansta Ribâ söz konusu olmadığına göre yatırım sadece iki yolla yapılabilir; Bunlar üretim faaliyetlerine katılım ve malların kiralanması veya satışıdır. Bu iki yöntemle ekonomik faaliyetler değer üretmeli ve gerçek varlıklara dayalı olmalıdır (Soage, 2020)

İslami finansın prensiplerini anlamak için faiz ile alışveriş arasındaki fark oldukça önemlidir. İslam fıkhında alışverişe izin verilirken faiz yasaklanmıştır. Faizli işlemlerde riskin borçluya transferi sosyal olarak adil değildir (Altan, 2010). Kur’an’da Nisa suresi 29. ayette mealen “Ey iman edenler, mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir” buyurulmaktadır.

İslam, ticaret ve kâr edilmesini teşvik ederken faizi yasaklamaktadır. Çünkü kâr, süreç sonunda belirlenen ve başarılı girişimciliği ve ek servet yaratmayı sembolize ederken faiz, önceden belirlenen, işletme faaliyetlerinin sonucundan bağımsız olarak tahakkuk eden bir maliyettir. Faizin yerini ortaklık temelli faaliyetlerin alması üretkenliği teşvik etmekte, sosyal adalet ve refaha katkı sağlamaktadır (Taşdemir vd., 2019).

Para bir emtia değildir, önceden satılamaz veya bir indirim yapılamaz veya fiyatı artırılarak satılamaz. Sadece borç verilerek kendi başına getiri sağlayamaz (Alrifai, 2017). İslami finansta âtıl para için zaman değeri yoktur. Zaman değeri, parada değil, paranın takas edildiği mal veya varlık üzerindedir.

İslam, sermaye terakümünü (biriktirme, toplama) reddetmemekte ve bunun ticaretle sağlanabileceğini belirtmektedir. Bu olumlu bakış kar ve zararı bünyesinde barındırmaktadır. İslam, ticarete, üretime, yatırım yapmaya ve kar elde etmeye teşvik etmekte ortaklığı meşrulaştırmaktadır.

Kur’an Ayetlerinde Faiz

Faizin yasak oluşu ile ilgili ayetlerden birkaç tanesi şöyledir;

“İnsanların malları içinde artsın diye faizle her ne verirseniz Allah katında artmaz. Ama Allah’ın hoşnutluğunu isteyerek her ne zekât verirseniz; işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat artıranlardır (Rum, 39).”

“Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların, alım-satım tıpkı faiz gibidir, demeleri yüzündendir. Halbuki Allah alım-satımı helal faizi haram kılmıştır (Bakara 275).”

“Kendi aranızda birbirinizin malını (İslam’ın yasakladığı rüşvet, faiz, gasp, aldatma gibi) batıl yollarla yemeyin. (Yanlış olduğunu) bile bile, yöneticilere rüşvet vererek, insanlara ait olan mallardan bir kısmını günah ile yemeyin. (Bakara 188)”

“Allah, faizin bereketini siler, sadakaları ise artırır. Allah, (faizi alışveriş gibi helal sayan) kâfiri ve (faizle muamele eden) günahkârları sevmez. (Bakara 276)”

Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve şayet müminlerseniz faizi terk edin. (Bakara 278)”

Şayet (faizli işlemleri) bırakmadıysanız (o hâlde) Allah’a ve Resûlü’ne savaş ilan edin! Şayet tevbe ederseniz mallarınızın (faiz bulaşmamış) ana sermayesi size aittir. Zulmetmez ve zulme de uğramazsınız. (2/Bakara 279)

Ey iman edenler! (Oranları) kat kat arttırılmış faizi yemeyin, Allah’tan korkup sakının ki kurtuluşa erebilesiniz. (Âl-i İmran 130)”

“Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayalı bir ticaret olması dışında, aranızda mallarınızı batıl yolla yemeyin. Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz ki Allah, size karşı merhametlidir. (4/Nîsa 29)”

“Kim de bunu haddi aşmak ve zulmetmek için yaparsa, (bir ceza olarak) onu ateşe sokacağız. Bu, Allah için çok kolaydır. (Nîsa 30)”

“Yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız (küçük) günahlarınızı örter ve sizi şerefli bir makama sokarız. (Nîsa 31)”

Yasaklandıkları hâlde faiz ve insanların mallarını batıl yollarla yemeleri nedeniyle… Onlardan kâfir olanlar için can yakıcı bir azap hazırladık. (Nîsa 161)”

 “Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu halde faiz almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden kendilerine helal kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık. İçlerinden inkâr edenlere de acı bir azap hazırladık. (Nisa, 160-161)”

Faiz ile ilgili detay açıklama ve uygulamaları Hz. Peygamberin kavli ve fiili hadislerinde bulmak mümkündür. Bu hadislerden birkaç tanesine aşağıda yer verilmiştir;

Hadisler

Hz. Muhammed (SAV), “Yedi helak edici günahtan kaçının” diye buyurdu. Sahabe “Ey Allah’ın Resulü onlar nelerdir?” diye sordular. Şu cevabı verdi: “Allaha ortak koşmak, büyü yapmak, dinen öldürülmesi gerekenin dışında kanı haram kılınan birini öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaşta cepheden kaçmak, iffetli ve namuslu kadınlara iftira etmek.”

Faiz ile ilgili en çok zikredilen hadislerden bir tanesi de Hz. Peygamberin Veda Hutbesi ’nde söylediği faiz ile ilgili sözleridir. “Biliniz ki cahiliye ribâsının tamamı kaldırılmıştır. Anaparalarınız sizlerindir. Ne zulmedin ne de zulme uğrayın”

“Altına mukabil altını, gümüşe mukabil gümüşü, buğdayla buğdayı, arpayla arpayı, hurma ile hurmayı ve tuza mukabil tuzu satmayınız. Ancak eşit miktarda ve peşin olursa o müstesna. Her kim artırır veya fazla alırsa faiz alıp vermiş olur. Bunda alan ile veren arasında fark yoktur”

“Zımanın (rizikonun) olmadığı yerde ribh (kâr) yoktur.”

Faiz ile ilgili hadislere baktığımızda, faizin anapara veya sermaye üzerinde meydana gelen fazlalık olduğu ve çoğunlukla borçta ortaya çıktığı sonucu çıkmaktadır. Para dışında herhangi bir ürünün kendi cinsiyle mübadelesinde veya ticaretinde de fazlalık kısmın faiz olduğu belirtilen bir diğer husustur (Karahan ve Ersoy, 2016).

Ayrıca bkz. https://islamansiklopedisi.org.tr/faiz

KAYNAKÇA

Alrifai, T. 2017. “İslami Finans ve Yeni Finansal Sistem“. Ankara: Buzdağı Yayınevi.

Altan, M. 2010. “Faizsiz Bankacılığın Temelleri̇”. İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, 125–140.

Canbaz, M. 2016. “Katılım Bankacılığı“. İstanbul: Beta Yayınları.

Çapak, İ. 2018. “İslam İktisadı İlmihali“. (O. Üstün, Ed.) (1. baskı). İstanbul: İras Yayınları.

Chapra, M. U. 2018. “İslam İktisadında Ahlak ve Adalet“. İSTANBUL: İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İSLAM İKTİSADI ve FİNANSI UYGULAMA ve ARAŞTIRMA MERKEZİ.

Deniz, A. 2006. “İslam Hukukunda İllet ve Faizin İlleti“. Uludağ Üniversitesi.

Khamlichi, A. El. 2012. “Éthique et Performance : Le Cas des İndices Boursiers et des Fonds d’İnvestissement en Finance İslamique“.

Koçak, E. 2018. “İslami̇ Fi̇nans ve Ekonomi̇k Büyüme: Türki̇ye Üzeri̇ne Ekonometri̇k Bi̇r Uygulama”. Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, (51), 67–91.

Soage, A. B. 2020. “An overview of Islamic finance: History, İnstruments, Prospects”. Ediciones Universidad de Valladolid, 9, 60–81.

Taşdemir, M., Ergeç, E. H., Kaya, H., Selçuk, Ö. 2019. “Geleceğin Türkiye’sinde Ekonomi“. İstanbul: İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği.

Acemoğlu D., Robinson J.A., 2019. “Dar Koridor“. İstanbul: Doğan Yayıncılık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.