FİNANSAL KAPİTALİZM

Kapitalizm

Kapitalizm, genel itibariyle feodalizmin sona ermesiyle Batı dünyasında egemen olan ekonomik sistemi anlatmak için kullanılmaktadır. Öte yandan, orta çağ feodalizminde tarım kapitalizminin, yeniçağda merkantilist ticaret sisteminde ise ticaret kapitalizminin, 19. yüzyılda başlayan sanayileşme ile sanayi kapitalizminin ve nihayet 20. yüzyılda ise finans kapitalizminin süregeldiğini söyleyen iktisatçılar bulunmaktadır (Eğilmez, 2016). Sanayi devrimi ile başlayan ve günümüze kadar devam edegelen süreçte hem sanayi hem de finans kapitalizminin yer aldığı bir ekonomik yapı söz konusudur. 19. yüzyılda başlayan kapitalist üretim tarzındaki dönüşüm dış borçlanma olgusunu da ortaya çıkarmış ve yeni boyutlar kazandırmıştır. Dış borçlanma süreçlerine dahil olan ülkeleri;

  • Sömürgeler (Asya, Afrika)
  • Bağımsızlıklarını yeni kazanmış ülkeler (Latin Amerika ülkeleri)
  • Diğer kadim devletler (Osmanlı, Mısır, Çin)

olarak sınıflandırmak mümkündür. Batı dünyası mali ve ekonomik sömürü ve siyasal denetimi borçlanma aracılığı ile artırarak sürdürmüştür. Dolayısıyla az gelişmiş ülkelerin dış borçlanma süreçleri kapitalizmin kökleşip gelişmesiyle paralellik göstermektedir. Kapitalist üretim modelinde ekonomik, mali, sosyal, siyasal krizler az gelişmiş ülkelerin borçlanmasında belirleyici olmuştur. Az gelişmiş ülkelerin yapıları ve geçirdikleri dönüşümlerin, iç dinamikleri ile değil, daha çok ekonomik mali güç odakları olan dış dinamikler tarafından biçimlendirildiği ve yönlendirildiği ileri sürülebilir. Borçlanma finansallaşmanın önemli bir boyutu olup devlet tahvillerinin beslediği finansal balonların oluşturduğu bir süreçle özdeşleşir.

Finansal Kapitalizm

Burada kapitalizmin rekabetçi anlayışının aksine şirketlerin rekabet etmediği, yasal olarak ya da yasadışı şekilde anlaşmalar yaparak birleştiği ya da beraber büyüdüğü, tekelleştiği ve rakipsiz hale geldiği bir finansal sistem söz konusudur. Sanayi devrimi sonrası kapitalist dünyada bankalar, borçlandırma ya da siyasi manipülasyonlarla rakiplerini ortadan kaldırarak irileşerek rakipsiz hale gelmesi ile birlikte finans-kapital haline gelmişler ve gelmektedirler (“Finans-Kapital”, 2021).

1820’lerde Latin Amerika ülkelerinin dış kredilere yönelmeye başladığı, Londra ve Paris gibi finans merkezlerinde tahvillerinin alınıp satıldığı görülmektedir. 1875’lerde ise hızlı borçlanma etkilerini göstermiş ve Latin Amerika ülkeleri faiz ödemelerini durdurmuşlardır. Arjantin ve Uruguay’ın dış borç ödemelerini durdurmasıyla İngiliz Baring Bankası iflasını istemiş fakat bir yardım fonu oluşturularak kurtarılmıştır (Sönmez, 2005). Latin Amerika ekonomileri uluslararası sermaye akımlarına, dış borçlanmaya sürekli mahkûm hale getirilmiştir. Buralarda büyüme ivmesini sürdürmek dış kaynaklara, artan borçlanmaya bağlı olmaktadır. Bu süreç günümüzde de devam etmektedir.

Finansal Krizler

1873 yılında başlayıp yaklaşık çeyrek yüzyıl süren ve “Uzun Depresyon” olarak isimlendirilen bu dönem ilk önemli finans krizidir. İkincisi ise 1929 yılında başlayıp 10 yıla yakın süre devam eden “Büyük Depresyon”dur (Eğilmez, 2016). Diğer iki büyük finansal kriz ise 1970 ve 2008 finans krizleridir. Bunların yanında irili ufaklı birçok finans krizi yaşanmıştır.

1873 krizinden sonra 19. Yüzyılın sonlarından itibaren gerek sanayi gerekse bankacılık sektörlerinde yoğunlaşma sürecine girildiği ve sınai sermaye ile banka sermayesi arasında bağlantıların kurulduğu gözlenmektedir. Bu dönemde ABD’nde demiryolları, elektrik üretimi ve demir çelik sanayiine bankaların önderliğinde oluşturulan Morgan ve Rockefeller gibi mali gruplar yön vermiştir (Sönmez, 2005). Yoğunlaşma güçlü olanların güçsüzleri piyasadan silmelerine yol açmış, sermaye de merkezileşme giderek belirginleşmeye başlamıştır. Bu eğilim, büyük finans krizleri sonrası dönemler olan 1880’li, 1930’lu, 1970’li yıllarda artış göstermiş ve en son 2008 mortgage krizinden sonra da aynı eğilim devam etmiştir.

2008 krizi sonrasında ise finansal kapitalizmin getirdiği finansallaşma söz konusudur. Bu süreçte FED ve ECB, “big to fail” şirketleri kurtarmak için tahvil alımlarına gitmiş, diğer merkez bankaları ile birlikte enflasyonu bir miktar yükseltme çabasına girişmişlerdir. Bunun için faiz oranlarını (hemen hemen) sıfırlamışlar ve parasal genişlemeye geçmişlerdir. Bu genişleme mal piyasalarına değil, finansal varlıklara kaydığı için finansallaşma büyümüştür. Merkez bankalarının pompaladığı likidite borsaya, şirket alımlarına (hisse senetlerine) bağlanmış, servet eşitsizliklerindeki tırmanmayı beslemiştir. ABD’de hisse senedi endeksleri 2019’da %30 yükselirken ABD millî gelirindeki artış %4 ile sınırlı kalmıştır. Finansallaşma servet dağılımında eşitsizliği ve talep yetersizliğini beslemiş; kaynakları verimsiz kullanımlara yönlendirerek büyüme potansiyelini geriye çekmiştir.

Günümüzde büyük finans kapital merkezleri olan bölgelere göz atıldığında büyük sermaye kapitalizminin geçerli olduğu görülmektedir. Bu merkezlerde serbest piyasa ve serbest rekabetin olmadığı, oligopolistik piyasa sistemi ve sınırlı rekabet söz konusu olduğu izlenmektedir. Kapitalizmin kendi haline bırakılması durumunda kriz yarattığı denenmiş bir olgudur. Finansal piyasalarda regülasyon gereklidir, yapılmalıdır.

KAYNAKLAR

Eğilmez, M. (2016). Kapitalizm. 4 Eylül 2022 tarihinde https://www.mahfiegilmez.com/2016/04/kapitalizm.html adresinden erişildi.

Finans-Kapital. (2021). 4 Eylül 2022 tarihinde https://tr.wikipedia.org/wiki/Finans-kapital adresinden erişildi.

Sönmez, S. (2005). Dünya Ekonomisinde Dönüşüm. Ankara: İmge Yayınevi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.