FİNANSAL LİBERALİZASYON VE ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER

Finansal Liberalizasyon

Finansal liberalizasyon, ülkelerin, uluslararası finansal faaliyetleri kendi ülkelerine çekmek için bankacılık ve finans sistemi üzerindeki denetim ve kısıtlamaları kaldırdığı ya da önemli ölçüde azalttığı deregülasyon uygulamalarıdır. Finansal liberalizasyon süreci, ekonomilerin uluslararası sermaye akımlarına açılma süreci olarak ifade edilmektedir. Finansal liberalleşme politikalarının temel amacı, ekonominin giderek artan finansal fon ihtiyaçlarının hem yurt içi hem de yurt dışı kaynaklardan daha etkin işleyen ve giderek kurumsallaşan bir finansal sistem yardımı ile karşılanmasıdır.

Türkiye’de 1980 öncesi ekonomi politikası, ithalatın arza olan oranında zaman içinde azalma şeklinde tanımlanan ithal ikamesi politikasıdır. İzlenen bu ekonomi politikası büyümenin negatif değere ulaşmasına neden olmuştur. Bu dönemde, hedeflenilenin aksine yerli sanayinin sanıldığından daha az korunduğu gözlenmiştir. Karşılaştırmalı üstünlük ilkesinden uzak sanayi politikalarının izlenmesi korunmuş bir iç pazara ve optimal olmayan ölçeklerle üretimin gerçekleşmesine neden olmuştur. Dış rekabetin verimlilik arttırıcı ve piyasayı canlandıran etkisi göz önüne alınmadan devletçi uygulamaların yapıldığı bir sanayi yapısı oluşturulmuştur. Bu süreçte enflasyon artışı kamu kesimi açıklarına neden olmuştur. Şirketlerin finans yapısı borcun ağırlıklı olduğu bir finansal yapıya dönüşmüştür. Sonuç olarak finansal piyasaların gelişmesi olanaksızlaşmıştır.

Sermaye Piyasası Kurulu 1983’de faaliyetlerine başlamış, 1986 yılı ise Merkez Bankası’nın asli işlevlerini kazandığı bir dönemin başlangıcı olmuştur. 1986 Mart ayında Bankalar Arası Para Piyasası, 1987 Şubat ayında Açık Piyasa İşlemleri, 1988 Ağustos ayında Döviz Efektif Piyasası kurulmuştur. 1989 Ağustos ayında ise 32 sayılı karar yürürlüğe girmiştir. Bu Kararname (KHK) ile Türkiye’nin sermaye hareketlerinde serbestleşmesi amaçlanmıştır. IMF, TL’nin konvertibilitesini kabul etmiş (1990 Şubat ayında IMF ile yapılan anlaşmanın 8. Maddesi uyarınca TL konvertibl para olarak ilan edilmiştir), mali piyasalar serbestleştirilmiş, yurtiçinde TL ile dövizin birbirini tam ikame edebilirliği sağlanmıştır. Döviz kuru ve faiz haddi uluslararası finans piyasaları ile Türkiye arasındaki fon akımlarına bırakılmış, finans piyasasının dış dünyayla bütünleşmesi sağlanmıştır.

Günümüzde ekonomik ve finansal liberalleşme ile birlikte iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, ülkelerin finansal piyasaları arasındaki ilişkileri artırarak adeta tek bir piyasa haline dönüştürmektedir. Finansal piyasalardaki bu globalleşme eğilimleri, bir taraftan sayısız fırsatlar yaratırken diğer taraftan da sayısız riskler getirmektedir. Uluslararası finansal piyasalardaki gelişmeler, yatırım ve fon sağlanmasında ulusal piyasalara ilave fırsatlar yarattığı gibi finansal piyasalar arasındaki etkileşim nedeniyle bir piyasada yaşanan dalgalanmalar kısa sürede diğer piyasaları etkileyerek riskin artmasına da neden olmaktadır. Artan risk yanında rekabetin de yoğunlaşması, finansal piyasalarda görülen diğer önemli gelişmelerden biridir.

Finansal Liberalizasyon ve Çok Uluslu Şirketler

Çok uluslu şirket doğrudan yabancı sermaye yatırımı yaparak birden fazla ülkede gelir getiren aktif değerlere sahip olan veya bunları kontrol eden, dolayısıyla kaynak ülke dışında mal ve hizmet üreten özetle uluslararası üretim yapan firmadır. Çok uluslu şirket bir ana merkez ile ona bağlı çeşitli ülkelerde üretimde bulunan ve ana merkezin denetimi altındaki şubelerin oluşturdukları bir bütündür. Bazı büyük çok uluslu şirketin bütçeleri pek çok küçük ülkeyi geçmektedir. Dünyanın en büyük 100 ekonomisinden 51’i çok uluslu şirketlerdir. Uluslararası ilişkilerde, ekonomik güçleri, geniş finansal kaynakları ve lobi çalışmaları sayesinde güçlü bir etkileri vardır.

ÇUŞ’ların tarihsel arka planına baktığımızda bu tür şirketlerin İkinci Dünya Savaşından sonra, özellikle de 1960’lardan sonra hızla yaygınlaştıklarını görülmektedir. Bu çok uluslaşma furyasının öncüleri ABD şirketleri olurken onları Batı Avrupa, Japonya ve Güney Kore firmaları izlemişlerdir. Bu şirketler ulusal pazardaki aksak rekabetten (üretim faktörleri pazarı ve finansal pazarlardaki aksaklıklar) yararlanarak kârlarını artırmayı hedeflemişlerdir. ÇUS’lerin hızlı gelişmesinde soğuk savaş döneminden sonra politik ortamın yumuşaması, ülkelerarası ekonomik ilişkilerde liberasyona geçilmesi, korumacılığın zayıflaması, modern rekabetin büyük birimler arasında oligopolistik bir nitelik kazanması, ulaşım ve iletişimdeki teknik gelişme etkin rol oynamıştır. Bu yöndeki gelişmede Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, G.A.T.T. görüşmeleri gibi örgütlerin kurumsallaşmış girişimleri de dünya ticaretinin engellerden arındırılmasında önemli rol oynamıştır.

ÇUŞ’lerin genel politikaları döviz artışının az olduğu ülkede üretim yapmak ve döviz artışının fazla olduğu ülkede ise satış yapmaktır.

ÇUŞ’lerin paylaştığı iki ortak özellik, büyüklükleri ve dünya çapındaki faaliyetlerinin ana şirketler tarafından merkezi olarak kontrol edilmesidir. Bu şirketler,

  • Mal ve hizmetlerin ithalat ve ihracatını yapmak
  • Yabancı bir ülkede önemli yatırımlar yapmak
  • Dış pazarlarda lisans alım ve satımı yapmak
  • Fason üretim ile meşgul olmak, yabancı bir ülkedeki yerel bir üreticinin ürünlerini üretmesine izin vermek
  • Yurtdışında üretim tesisleri veya montaj operasyonları açmak gibi faaliyetleri yürütürler.

Çok uluslu şirketlerin temel özellikleri şunlardır:

  • Doğrudan yabancı yatırım veya bağlı kuruluşlar veya şubeler satın alma konusunda ana gövde olarak ulusal bir güçleri bulunmaktadır.
  • En üst karar alma merkezine ve eksiksiz bir karar verme sistemine sahiptirler. Her bir yan kuruluş veya şube kendi karar verme organına sahiptir ancak nihai karar en üst karar alma merkezi tarafından verilir.
  • ÇUŞ’ler kâr maksimizasyonu için dünya ölçeğinde rasyonel üretim düzeni ve profesyonel sabit noktalı üretimde sabit noktalı satış ürünlerinde pazarlar ararlar.
  • Güçlü ekonomik ve teknik gücü, hızlı bilgi aktarımı ve hızlı sınır ötesi transferler için finansman sağlaması nedeniyle daha yüksek rekabet gücü vardır.

Birçok büyük çokuluslu şirket, ekonomik ve teknik güç veya üretim avantajları nedeniyle bazı alanlarda değişen derecelerde tekele sahiptir. Çok uluslu şirketler, küresel finansın gelişmesinde önemli rol üstlenmiştir. Dünya ticaretinin 2/3’ü dünya gelirinin 1/3’ü bu kuruluşlara aittir. Çok uluslu girişimlerin %55’i ABD, %11’i Japonya, %9’u İngiltere, %4,5’i ise Almanya kökenlidir. Reel sektördeki ve dünya ticaretindeki gelişmeler, çok uluslu şirketlerin doğrudan yatırımlarının bir sonucudur. Çok uluslu şirketler çağdaş kapitalizmin dinamiğini oluşturmaktadır. ÇUŞ’ler ihracat artışında, teknoloji transferinde, istihdam artışında, iş verimliliği gibi gelişmiş yönetim tekniklerinin yayılmasında önemli misyon üstlenmektedirler. ÇUŞ yatırımları, 1960’lardan beri euro piyasaları ve bankacılık sektörünün gelişiminde önemli katkı sağlamıştır. ÇUŞ’ler gerek işletme sermayesi gerek dış ticaret gerekse sabit sermaye yatırımlarının finansmanında euro piyasalarından artan ölçüde yararlanmıştır.

Yedi Kız Kardeş“, 1940’ların ortasından 1970’lerin ortalarına kadar küresel petrol endüstrisi hâkimi olan yedi çok uluslu şirket için ortak bir terimdir.

  • Anglo-Iranian Oil Company (başlangıçta Anglo-Persian; şimdi BP)
  • Royal Dutch Shell
  • Standard Oil Company of California (SoCal, daha sonra Chevron)
  • Gulf Oil (artık Chevron ile birleştirildi)
  • Texaco (artık Chevron ile birleştirildi)
  • Standard Oil Company of New Jersey (Esso, daha sonra Exxon, şimdi ExxonMobil’in bir parçası)
  • Standard Oil Company of New York (Socony, daha sonra Mobil, şimdi ExxonMobil’in bir parçası)

1973 Petrol Krizi öncesinde, Yedi Kız Kardeş dünyanın petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 85’ini kontrol ediyordu. 1970’lerde, büyük petrol şirketlerine ait olan büyük rezervlere sahip çoğu ülke rezervlerini kamulaştırdı. O zamandan beri, endüstri hakimiyeti OPEC karteli ve Saudi Aramco, Gazprom (Rusya), China National Petroleum Corporation, National Iranian Oil Company, PDVSA (Venezuela), Petrobras (Brezilya) ve Petronas (Malezya) gibi devlete ait petrol ve gaz şirketlerine geçti. 2012’ye kadar dünyanın bilinen petrol rezervlerinin yalnızca %7’si özel uluslararası şirketlerin dizginlerini serbest bırakan ülkelerdeydi. %65’i, bir ülkede faaliyet gösteren ve BP, Shell, ExxonMobil ve Chevron gibi çok uluslu şirketlere petrol satan devlete ait şirketlerin elindeydi.

Etkili bir şekilde “devletsiz” aktörler oldukları düşünüldüğünde, çokuluslu şirketlerin davranışları üzerindeki ahlaki ve yasal kısıtlamalar sorunu, yirminci yüzyılın sonlarında ortaya çıkan birkaç acil küresel sosyoekonomik sorundan biridir.

KAYNAKLAR

Akbulak, Y. (2022). Çok Uluslu Şirket Dedikleri. https://legal.com.tr/blog/genel/cok-uluslu-sirket-dedikleri-derleme/

Çam, E. (1990). Çok Uluslu Şirketler ve Gelişen Ülkeler. 93–120. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/8398

Çok Uluslu Şirket – Vikipedi. (2022). https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ok_uluslu_%C5%9Firket

Özyakışır, D. (2022). Akademi İktisat. http://www.akademiktisat.net/calisma/kuresellesme/cus_acilma_dozyakisir.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.