İSLAMİ FİNANS YÖNTEMLERİ

İslam Ekonomisi ve İslami Finans son elli yılın en çok işlenen konularından biridir. Ürün çeşitlendirme ve konvansiyonel sisteme adaptasyon çalışmalarının altında genelde körfez sermayesinin Batı’ya aktarılması yatsa da İslam Ülkelerinde yoğun ve samimi çalışmaların varlığı da yadsınamaz. Müslüman kitlelere sahip ülkelerde genel itibariyle hibrit sistem dediğimiz hem konvansiyonel bankacılığın hem de İslami bankacılığın olduğu finans sistemleri uygulanmaktadır.

Bu ülkelerde olagelen genelde adaptasyondur. İslam ekonomisi uygulayan birkaç ülkede ise sistem birçok eksikleriyle uygulanmaya çalışılmaktadır. Verimlilik oldukça düşük seviyededir. İslam dünyasının iktisadi işleyişinde gelişme ve kalkınma adına en doğru yönü sunan İslami finans yöntemleri ne yazık ki İslam ülkelerinde hakkıyla kullanılamamıştır veya kullanılmamıştır. Kökenleri İslam’a dayanmasına rağmen bu tarz yöntemlerle büyük kalkınma ve refah artışını büyük ölçüde batı dünyası gerçekleştirmiştir.

İslam dünyası İslami finans uygulamalarını ve ürünlerini, faize dayalı finans sistemine uyarlamaya çalışarak zaman ve enerji kaybı yaşamakta, en önemlisi de etik finansmanla sağlanacak manevi değerleri ve manevi tatmini de içine alan kalkınmayı sağlayamamaktadır.

Bu yazımızda İslami finansman yöntemlerini kısaca aktarmaya çalışacağız.

İslami finans yöntemlerini birkaç ana başlık halinde sınıflandırmak mümkündür. Bunlar;

· Ticaret Modelleri

· İş Ortaklığı Modelleri

· Destek Uygulamaları

· Diğer Finans Modelleridir. 

TİCARET MODELLERİ

1.Murâbaha

İslami finansta faizsiz şekilde alım-satım gerçekleştirmenin bir yöntemi olarak kullandırılan Murâbaha, Arapçadaki “Ribh” kelime kökünden türetilerek “Ticarette fayda veya kâr elde etmek, kazanç sağlamak” olarak ifade edilmektedir. Murâbaha, malı satın alan kişinin, üzerine belli bir kâr koyarak satışa sunmasıyla oluşan ticari bir işlemdir (“MURÂBAHA- TDV İslâm Ansiklopedisi”, 2019). Ödemeler genellikle satıştan belli bir süre sonra veya taksitlendirme ile yapılabilir.

Murâbahada söz konusu olan malın maliyeti satıcı tarafından bilinir veya satıcıya bildirilir. Banka ile müşteri, söz konusu malın maliyetini değil, maliyet üzerinden uygulanacak kâr marjını müzakere ederler. Ödenecek miktarın vade tarihi belirsizliğe mahal vermeyecek şekilde sabitlenir (Ersin, 2018).

İslami finansman yöntemleri arasında en sık kullanılanıdır. Murabaha işlemi temel olarak bir maddi duran varlığın müşterisinin bir tedarikçiden gelen talep üzerine İslami bir kurum tarafından satın alındığı, maliyet artı bir kâr finansmanı işlemidir (Zaher ve Kabir Hassan, 2001). İslami finansman yöntemleri arasında uygulamada en yaygın kullanılan usul olan Murâbaha İslâm hukukunda, kısaca fiyatı “maliyet + kâr marjı” formülüyle hesaplayan bir spot satış sözleşmesi olarak da tanımlanabilir.

Murâbaha yönteminde banka, müşterisinin talep ettiği malı satın alıp belirlenen oranlarla vade farkını ekleyerek müşterisine satar. Bu sistemde müşteri malın peşin fiyatı ve bankaya ödeyeceği kâr payı konusunda bilgi sahibidir. Pratik ve getiri oranı yüksek olan bu yöntem Türkiye’de katılım bankalarının da en sık kullandırdığı finansman yöntemidir (ERSİN, 2017). Hâne halklarına ve işletmelere kısa ve orta vadeli ticarî kredi kullanma imkânı sunma konusunda esnek bir mekanizma olan murâbaha, mikro ve küçük ölçekli işletmelerin finansmanında da önemli bir rol oynamaktadır.

Günümüzde değişik ülkelerde faizsiz bankacılık tezine dayalı olarak faaliyet gösteren finans kurumlarının işlem hacmi içinde en büyük paya sahip olan ve alım satımı caiz her türlü mal ihtiyacının finansmanında kullanılan satın alma talimatı üzerine murabaha işleminin (Arapça’da “elmurabaha li’l-amir bi’ş-şira”, Türkiye’deki uygulamada “üretim desteği” ve “bireysel finansman desteği”) gerçekleşme biçimi ana hatlarıyla şöyledir: Fon kullanmak isteyen müşteri malı bulur, satıcı ile görüşür, akdi kesinleştirmemek şartıyla pazarlık da yapabilir, malın niteliklerini ve bedelini belirten bir proforma fatura ile finans kurumuna talebini bildirir.

Kurum tarafından gerekli incelemeler yapıldıktan sonra müşterinin talebi olumlu karşılanırsa istediği mal satıcıdan peşin bedelle sözlü veya yazılı olarak satın alınır ve bedeli doğrudan satıcıya ödenerek kendisinden malın müşterinin belirttiği adrese teslim edilmesi istenir. Satın alma işlemi gerçekleştikten sonra mal müşteriye belirlenen bedel (fatura tutarı + kar) üzerinden takside bağlanarak satılır. Alıcı ödemeleri anlaşmaya varılan ödeme planı uyarınca finans kurumuna yapar.

Murabahanın yararları, sakıncaları ve problemleri 1970’lerden beri birçok ilmi toplantıda ele alınmış, konuyu fıkıh, iktisat, pozitif hukuk ve muhasebe teknikleri açısından inceleyen zengin bir literatür oluşmuştur. Murâbaha işlemi hakkındaki tartışmaların daha çok şu noktalarda yoğunlaştığı görülmektedir:

  • Müşterinin finans kurumunun mülkiyetinde olmayan bir malı satın alma, kurumun da bunu satma vaadini veya bunlardan birini bağlayıcı saymanın fıkıh kurallarına uygun olup olmadığı,
  • Bu işlemin faiz almaya yönelik hile niteliği taşıyıp taşımadığı
  • Bir satışta iki satış ve kişinin sahibi olmadığı malı satması gibi şer’an yasaklanmış muameleler kapsamına girip girmediği,
  • Malın kurum tarafından kabzı ve hasar sorumluluğu problemi, özellikle finans kurumunun malla hiçbir ilişkisinin kalmaması sonucunu doğuran faturanın doğrudan müşteriye kesilmesi uygulaması,
  • Finans kurumunun maliyet fiyatına hangi masrafları yükleyebileceği, bazı durumlarda müşteriyle kurum arasında vekalet ilişkisi kurulması, müşterinin satıcıya ön ödeme yapması, finans kurumuna yapılacak erken ödeme için indirim ve geç ödeme için mahrum kalınan kar adıyla ceza hükmünün konması,
  • Bazı finans kurumlarının şer’i kurallara uymada hassasiyet göstermemesi sebebiyle teoride kabul edilen esasların uygulamaya doğru yansıtılmaması (“MURÂBAHA- TDV İslâm Ansiklopedisi”, 2019)

Bu arada bazı yazarlar, bir kısım sorunların yasal düzenlemelerden ve teknik zorunluluklardan kaynaklandığını ve murabaha uygulamalarının kurumdan kuruma farklılıklar taşıdığını belirtirler. 1970’lerden bu yana bazı değişiklikler geçiren murabaha günümüzde Batı’daki bankalarda da kullanım alanı bulan bir finansman yöntemidir.

2.Selem

Selem, bir malın veya hizmetin bedelinin tamamının ya da bir kısmının önceden ödenip, malın veya hizmetin sonradan teslim alınması işlemidir. Bu sistemde ödeme nakit bir şekilde kısmen veya tam olarak yapılır. Selem sistemi de İslami finansta bir sözleşme biçimidir. Yapılan sözleşmede mal veya hizmet ileriki bir tarihte teslim edileceğinden dolayı sözleşmede mal ve hizmetle ilgili tüm ayrıntılar yer almalıdır. Bu yöntem kullanılarak malı ileride teslim edecek olan kişi bulunduğu zamandaki fon ihtiyacını faize bulaşmadan karşılamış olacaktır (Akbulak & Özgüç,2004:70-74). İslam hukukuna göre para, altın, gümüş ve para benzeri varlıkların bu yöntemle satışı, elde edilen gelir faiz olarak değerlendirildiği için kesinlikle yasaktır.

Selem, vadeli alışverişin tersi olarak tarif edilir. Vadeli alışverişte para, selemde ise mal veresiyedir. Prensiplere uygun olarak yapılan bir selem sözleşmesi ile ileri bir tarihte üretilecek mallar şimdiden satılmış ve karşılığı nakit olarak alınmış olur (Bayındır, 2007: 145).

Necmettin Erbakan’a göre Selem, faize karşı önemli bir alternatif araçtır. Faiz ile pahalılık söz konusu olurken, selem ile ürünler önceden fonlandığı için faiz maliyeti olmadan daha ucuza satılabilecektir (Erbakan,2010:70). Özetle selem, önce paranın verilip sonra malın teslim alınması ile oluşan bir sistemdir. Seleme konu olan mallar piyasada benzerdir. Eğer üretici siparişleri zamanında yerine getiremezse, başka bir yerden satın alıp, sözleşme yaptığı kişilere teslim etmesi gerekir. Yani selem sözleşmelerinde bağlayıcılık söz konusudur (Ayub, 2017:275-280).

Finansör kuruluşlar genellikle risklerini dağıtmak için selem sözleşmesi ile birlikte bir de paralel selem sözleşmesine girmektedirler. Paralel selemde, finansör bir sözleşmede satıcı konumundayken aynı mallar için alıcı olduğu bir sözleşme daha yapmakta ve böylelikle ikili bir rol oynayarak ters pozisyon almaktadır.

3.İstisna

İstisna sistemi, seleme benzemek ile birlikte ufak farklılıklar oluşturmaktadır. Selem sisteminde piyasada benzer mallar satan ürünler finanse edilirken, İstisna ’da piyasada aynı özelliğe sahip bulunmayan ürünler finanse edilir. Ayrıca İstisna sözleşmesi selemden farklı olarak; ücretin hemen verilmesinin şart olmaması, siparişi verilen şeyin yapılması ve teslimi için bir sürenin belirlenmemesi, ısmarlanan şeyin çarşıda pazarda bulunan ürünlerden olmaması gibi belli özelliklere sahiptir (Çalışkan, 1990:353).

İstisna bir malın üretimine fon sağlamak için sipariş alınması sonrasında ödemenin finans kurumu tarafından peşin veya taksitle yapılmasını, teslimatın ise üretimin yapılmasından sonra gerçekleşmesini içeren sözleşmelerdir. Üretim kontratı olarak Türkçeleştirilen bu yöntem genellikle standart olmayan mallarda kullanılmaktadır. İstisna sözleşmelerinde ürünün fiyatı başlangıçta belirlenmekte, teslimat tarihi ise kontrat süresi boyunca değişebilmektedir.

Bu yöntemde, sözleşmeye konu olan malın mutlak surette üretilebilecek bir mal olması zorunludur. İstisna sözleşmeleri, üretime başlanmadan önce iptal edilebilmektedir. Faizsiz bankacılık sistemindeki istisna uygulamalarında banka öncelikle eş zamanlı iki istisna kontratı yapmaktadır. İlk kontrat banka ile siparişi veren müşteri arasında, ikinci kontrat banka ile üretici arasında imzalanmaktadır. Müşterinin bankaya ve bankanın üreticiye yapacağı ödemeler peşin veya taksitle gerçekleştirilebilmektedir. Üretici ürünü doğrudan müşteriye teslim edebilmektedir (BDDK, 2014: 41). 

Bu sistem genellikle tarım ve inşaat projelerinde uygulanmaktadır. Müşteri belirli bir peşinat ödedikten sonra kalan tutarı taksitler halinde bankaya geri öder. Özellikle Körfez ülkelerinde büyük ölçekli inşaat projelerinin finansmanında başarılı bir şekilde kullanılmıştır.

4.İcâra

Bir malın mülkiyetine sahip olmak için yeterli finansman olmadığında faizli krediye alternatif faizsiz bir model olan İcâre, ekonomik hayatta sıkça başvurulan bir faizsiz finansman modelidir. İcarenin uygulayıcısı olan İslami banka, kiraya veren rolü üstlenir ve sahip olduğu belli bir varlığı müşterinin kullanmasına müsaade eder. Müşteri ise varlığa ihtiyaç duyan ve ona sahip olmak isteyen kişidir.

Müşteri önceden belirlenmiş kirayı ödemek suretiyle varlıktan yararlanma hakkını elde eder. İcâre sisteminin uygulanması için süreç şu şekilde işler: Katılım bankası anlaşmaya konu olan veya müşterisi tarafından gösterilen malı satın alarak kullanması için yapılan sözleşme gereğince o mala ihtiyaç duyan işletmeye kiraya verir. Sözleşme süresi bittikten sonra söz konusu malı kendi bünyesine alarak tekrar kiraya verir ya da satar (Akten Çürük, 2013:60). İcare işleminde ilk olarak İslami banka ve müşteri arasında yazılı bir sözleşme imzalanmaktadır. Bu sözleşmede aşağıdaki detayların yer alması gerekmektedir (Yüksel, 2016:181).

• Kiralamaya konu olan malın türü

• Kiralama süresi

• Kira bedeli

• Sözleşme süresi sonunda malın mülkiyetinin hangi tarafta olacağı.

Klasik leasing işlemine benzeyen İcâra, kiralama süresinin bitiminde mülkiyetin kiralayana devredildiği bir sözleşmedir. Bu yöntemde diğer yöntemlerden farklı olarak finansör kuruluş açısından önceden belirlenmiş sabit bir tutarda getiri söz konusu olmaktadır. Bu yöntemde finansör kuruluş müşterisinin istediği özelliklerdeki malı satın alarak ve üzerine belirli bir kâr payı ekleyerek malı müşteriye kiralar. İcara sözleşmesinde kiranın bedeli ve süresi açıkça belirlenir. Kira süresince mülkiyet finansör kuruluşta kalmaktadır. Sözleşmeler, kiralanan malın kullanılabilirliğine göre değişmekle birlikte genellikle 5-15 yıl için yapılır. Daha çok orta ve uzun vadeli bir finansman metodudur (Türker, 2010: 8).

Murâbahadan sonra icâra katılım bankalarının ikinci önemli finansman sağlama yöntemidir. Bu sistem konvansiyonel bankalarla benzer şekilde çalışmaktadır. Katılım bankaları icâra yöntemiyle gayrimenkul, makine gibi reel varlıkların finansmanı için kaynak sağlamaktadır. Yaygın olarak kullanılan türü mülkiyetin devri ile sona eren kira sözleşmesidir.

İŞ ORTAKLIĞI MODELLERİ

İslami Finans iş ortaklığı modellerinde risk paylaşımı ve kâr-zarara katılım esastır. Bu yöntemler emek ve sermayenin, girişimci ve yatırımcının bir araya gelmesinde, sermayenin verimli projeler üzerinden üretime aktarılmasında, gelir ve refah artışında, gelir dağılımındaki iyileşmede, üretim faktörlerinin en etkin şekilde kullanımında, reel piyasa ile finansal piyasanın bütünleşmesinde büyük bir dinamizm yaratma potansiyeline sahiptir. Her ne kadar ilk olarak Avrupa’da ortaya çıktığı gibi yaygın bir inanış varsa da kökenleri daha derinden incelendiğinde bu yöntemlerin İslamiyet’in ilk dönemlerinden itibaren uygulandığı bilinmektedir.

İş ortaklıkları açısından bakıldığında faiz yasağının paradan para kazanmayı ve günümüzdeki finansallaşma sorununu engelleyecek bir sistemin alt yapısını oluşturduğu söylenebilir. İslam’ın faizsiz ekonomi mantığı içinde bu finansman yöntemleri mudâraba, mufâvaza, muşâraka (inan ortaklığı) ve vücuh (kredi ortaklığı) şeklinde adil, etik, sosyal fayda esaslı, insan merkezli yöntemler olarak nitelendirilmektedir.

1. Mudâraba

İslami finansın temelini oluşturan Mudarebe sistemi bir ortaklık ilişkisidir. Emek-Sermaye ortaklığı şeklinde tarif edilen bu sistemde, bilgi birikimi emek veya işin nasıl yapılacağı noktasında fikri olmayan sermaye sahibi ile işi bilen ve emeği ortaya koyan kişiler arasında gerçekleşen ortaklık sözleşmesidir. Katılım bankaları mudarebe sistemini ile fon toplayıp, bu fonu girişimcilere yönlendirmektedir (Yurttadur & Yıldız, 2017:13) Bu sistemde projesini bankaya sunan emek sahibi veya girişimciye “Mudarip”, projeyi onaylayıp sermaye desteği veren tarafa da “Rabbul-Mal (Faizsiz Banka)” denmektedir. Rabbul-Mal (faizsiz banka) mudârip ile bir sözleşme yaptıktan sonra mudâribin isteği üzerine sözleşme konusu sermayeyi onun emrine hazır tutmak zorundadır. Sözleşmede belirlenen şartların dışında faizsiz bankanın proje sahibinin giriştiği muamelelere karışma yetkisi yoktur. Ancak proje sahibi düzensiz ve plansız çalışma nedeniyle kesin zarar tehlikesi ortaya çıkarırsa banka, zararı önleyici birtakım girişimlerde bulunabilir (Akın, 1986:128-132).

Sermaye sahibiyle girişimcinin ortaklık oluşturmasına dayalı bir tür ticari sözleşmedir (Zaher & Hassan, 2001, 160). Girişimci tecrübe, yetenek ve bilgisini ortaya koyarken sermaye sahibi de gerekli olan mali kaynağı tedarik eder. Yürütülen faaliyet sonrasında kâr elde edilirse önceden belirlenmiş olan mudâraba anlaşmasına göre paylaşım yapılır. Burada şu nokta önemlidir: anlaşmada önceden kâr paylaşım oranı belirlenir, sabit bir miktar belirlenmez. Herhangi bir kasıt ve ihmal olmaksızın zarar edilmesi durumunda ise sermayedar koymuş olduğu sermayeden kaybederken girişimcinin de emeği zayi olmuş olur. Bu sistem genellikle ticaret finansmanında kullanılır.

2. Muşâraka

Muşâraka sistemi, mudâraba sistemindeki emek-sermaye ortaklığına benzemektedir. Bu sistem mudârabadan farklı olarak iki tarafta da sermaye ortaklığı söz konusudur. Proje sahibi firma veya birey elinde sermayesinin yetersiz kalması durumunda projesine ortak olacak sermayedar arar. Proje sahibi hem sermayesini hem de emeğini ortaya koyarken, proje ortağı sadece sermayesini ortaya koyar. Böylelikle aralarında kâr-zarar ilişkileri muşâraka sözleşmesiyle oluşur. Tarafların projeye koydukları sermaye oranları ne ise kar paylaşımı da ona göre şekillenir. Projedeki sermaye katılım oranları eşit olduğu halde kâr payları farklı olabildiği gibi, sermayeler farklı olduğu halde kâr payları da eşit olabilir. Bu farklılığın sebebi ortaklığa katılanlardan bazılarının işi daha fazla yapmaları veya daha kabiliyetli olabilmeleri olarak ifade edilir. Katılım Bankaları bu sistemle bankadan fon alan ortakların, şirketin işlerinin yürütülmesinde daha fazla emeğe sahip olmaları nedeniyle sermayelerine oranla daha fazla kâr payı almalarını kabul edebilirler (Yılmaz, 2010:16). Muşâraka ortaklığı sisteminde katılım bankası gerekli sermayenin bir kısmını karşılar. Bu sistemde müşterinin de sermayeye katkıda bulunması gerekir. Yapılan ortaklık sonucunda elde edilen kâr başlangıçta anlaşılan oranlarda paylaşılır. Bu oran sermaye paylarıyla aynı olmak zorunda değildir. Müşteri yapılan işe sermayeye ek olarak emeğini kattığı için kârdan daha yüksek oranda pay alabilir. Herhangi bir zarar oluşması durumunda ise ortaklar payları oranında zarardan etkilenirler. Bu yöntem genellikle sanayi finansmanında kullanılmaktadır.

Muşârakanın, nispeten daha yeni bir türü olan “azalan muşâraka” (diminishing musharakah) yönteminde proje gelir elde etmeye başladıktan sonra eğer müşteri projenin tamamının sahibi olmak isterse periyodik olarak bankanın projedeki payını, yapılan ek ödemeler sonucunda satın alır. Azalan muşâraka çoğunlukla küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansman ihtiyaçlarını karşılamada kullanılırken, bazı ülkelerde (Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri) büyük ölçekli projelerin finansmanında da kullanılmıştır.

3. Vücûh (Kredi Ortaklığı)

Sözlükte “yüz, itibar” anlamlarındaki vech kelimesinin çoğulu olan vücûh, fıkıhta sermayesi bulunmayan iki veya daha çok kişinin ticarî tecrübe ve itibarlarını öne çıkarıp belli bir işi yapmak üzere kurdukları ortaklığı ifade eder. Klasik fıkıh literatüründe vücûh, akid şirketleri grubundaki ebdân (iş gücü) ve emvâl (sermaye) ortaklıklarının yanında üçüncü bir türü oluşturur. Bu ortaklığa vücûh denilmesinin sebebi genelde sermayesi olmayan, ticarî bilgi, beceri ve itibar sahibi kişilerin itibarlarından dolayı vadeli mal alarak işe başlamalarıdır. Buna aynı zamanda “mefâlîs şirketi”, “kredi şirketi” ve Mâlikîler’de “zimem ortaklığı” da denir (“VÜCÛH- TDV İslâm Ansiklopedisi”, 2019).

Vücuh, sermayesi olmayan fakat itibar sahibi iki ortağın finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla oluşturulan bir iş ortaklığı şeklidir. Şeriketü’l-mefalis (züğürt ortaklığı) adıyla da bilinen bu ortaklık şekli genelde bir sermaye yatırım aracı olarak düşünülmekteydi ve sermaye arttırma veya yaratma yöntemi olarak uygulanmaktaydı. Hz. Ali’nin mudâraba ve muşâraka için de geçerli olan “kârı üzerinde mutabık olunan şartlar, zararı ise sermaye belirler” sözü kredi ortaklığı için geçerli değildir. Vücûh ortakların kâr payları yatırımdaki paylarına göre belirlenmektedir. Bu esas vücûhta tüm sermayenin kredi olarak çekilmesine dayanmaktadır. Vücûh dışındaki ortaklıklarda kar bölüşümü opsiyoneldir (Çizakça, 1999).

4. Mufâvaza

Bu ortaklık tipinde ortakların her açıdan tamamen eşit olması, tüm ticari faaliyetlerin ortaklık kapsamında yapılması ve ortakların karşılıklı olarak aracılığı ve kefilliği esas teşkil etmektedir. Ortaklar birbirlerine ortaklık sermayesinin tamamıyla özgürce hareket edebilme yetkisini tanımış olmaktadırlar. Buradaki eşitlik esası, sadece tüm ortakların eşit miktarlarda yatırım yapmalarıyla kâr ve zararın eşit olarak paylaşılması konusuyla sınırlı kalmamakta ortakların kişisel statülerine de eşitliği getirmektedir. Mesela bir tarafın daha itibarlı olmasından dolayı kâr payından eşit olmayan bir pay alması ya da farklı miktarlarda sermaye yatırmalarına rağmen eşit kâr payı almaları bu ortaklık türünde mümkün olmamaktadır. Bu tür bir uygulama, ortaklığı mufâvaza olmaktan çıkarmaktadır. Burada zararı paylaşmada da eşit olunması ve her ortağın üçüncü şahıslara karşı sorumluluğunun sınırsız olması ayrıca vurgulanmalıdır. Pasif ortağın üçüncü şahıslara karşı yükümlüğünün başta yatırdığı sermayeyle sınırlı olduğu mudâraba anlaşmasıyla çarpıcı bir zıtlık göze çarpmaktadır (Çizakça, 1999).

DESTEK MODELLER

1. Teverruk

İslami finansta bu sistem, genellikle bankalar arası borç ilişkisine benzer bir yöntemle kullanılır. Teverruk, nakit elde etme adına, bir malı vadeli bir şekilde satın alıp teslim aldıktan sonra, onu satıcıdan başkasına daha ucuza peşin olarak satma işlemi veya kredi kullandırmak üzere bir malı peşin alıp vadeli satma uygulamasının tersi (Battal, 2012: 194) şeklinde ifade edilmektedir (Bayındır, 2014: 4-7). Teverruk sistemi genellikle bankalar arası finansta kullanılan bir yöntemdir. Geleneksel bankacılıkta herhangi bir banka fon eksiğini bir başka bankadan belli bir faiz oranından borçlanarak kapatırken, İslami finansta ise bir varlığa dayalı alış-veriş yöntemi kullanılarak fon ihtiyacı karşılanır. Hanbelî Mezhebi ‟ne göre yapılmasında sakınca yoktur. Bu sistem katılım bankaları tarafından ödeme güçlüğü çeken müşterilerin borçlarını yeniden yapılandırma amacıyla kullanılabilir.

2. Karz-ı Hasen ve Vekâlet

İslami finansta katılım bankaları, kâr amacı gütmeden de kredi vermeleri söz konusudur. Finans ihtiyacı duyan bireylere veya kurumlara verilen bu krediye karz-ı hasen denilmektedir. Bu kredi türü literatürde sosyal kredi olarak tarif edilmektedir. Bu sistemde insani yardım ve refah gibi amaçlara matuf kalarak bir sözleşme altında ihtiyaç sahibine faizsiz olarak borç verilir. Kredinin geri ödemesi banka ile müşterinin anlaması doğrultusunda dönem boyunca yapılmaktadır. Faizsiz bankanın bu işlem sonucunda herhangi bir maddi kazancı söz konusu değildir (Özgür, 2007:66). Bu sistem günümüzde genellikle bankaların güvenilir müşterilerine sunduğu bir hizmettir. Müşterilerin nakit akışındaki sıkıntılarını kapatmaya yönelik banka bu kredi ile inisiyatif kullanabilmektedir. Nitekim İslami finans günümüzde kârlılığı hedef aldığı için bu kredi sistemini çok yaygın kullanmamaktadır.

Vekalet sistemi ise, “caiz olan ve bilinen bir tasarruf konusunda bir kimsenin kendi yerine başka birisini vekil kılması” olarak tanımlanmaktadır. Vekalet sistemi İslami finansta kullandırılan faizsiz ürünlerin uygulanmasını sağlayan bir ön aşamadır. Bu sistemle müşteri, elindeki fonları bankasına teslim ederek, bankanın bir yatırım uzmanı gibi bu fonları değerlendirmesine izin verir. Banka bunun karşılığında, vekil olarak yürüttüğü işlemler için önceden belirlenmiş bir hizmet bedeli tahsil eder. Bankaya ödenen bu bedelin ardından kalan kâr/zarar fon sahiplerine iletilir. Banka sadece müşteri ile yatırımcı arasında bir aracılık ilişkisi kurar (ÇÜRÜK, 2013).

DİĞER FİNANS MODELLERİ

1. Sukuk

Özellikle son on yılda önemi ve popülaritesi giderek artan bir finansal araçtır. Dikkat çekici bir hızla büyüyen İslami finansal hizmetlerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan sukuk, katılım bankaları başta olmak üzere finansal kurum ve kuruluşlara, işletmelere ve ülke hazinelerine finansal piyasalardan İslam hukukuyla uyumlu kaynak sağlama imkânı tanıyan bir araçtır.

İslami bankacılık, finans sektörü içindeki payını artırmak için çeşitli finansal araçlar geliştirmektedir. Bunlardan bir tanesi sukuktur. Sukuk, reel bir varlığı ve o varlık üzerindeki ortak mülkiyeti temsil eden eşit değerdeki sertifikalar olarak tanımlanmaktadır. Sukuk, herhangi bir varlıktan önce yararlanmayı sonra ise ona sahip olmayı gösteren bir kira sertifikasıdır. Sukukta nakit akışının sağlanmasıyla mülkiyet hakkı da kazanılmaktadır. Bu yönüyle sukuk, klasik tahvillerden farklılık göstermektedir. Geleneksel tahviller, geliri faiz olan değerli kağıtlardan oluşurken, sukuklar varlığa dayalı mülkiyet hakkından ve geliri kar olan bir menkul kıymettir. Sukuk, yatırımcısına faiz yerine finanse edildiği varlıktan elde edilen gelir/kardan pay verdiği için geleneksel tahvillerle karşılaştırılarak değerlendirilmektedir. Tahvil, borca dayalı sertifika; sukuk ise varlığa dayalı sertifika olarak nitelendirilebilir (Ersin & Duran, 2017: 115).

İslam fıkhını dikkate alan çevrelerde menkul kıymetleştirmenin fiilen onaylanması anlamına gelen sukukta temel kural, senetlerin fizikî varlıklara dayalı olmasıdır. Bununla birlikte, İslam hukuku çerçevesinde menkul kıymetleştirmeye konu olabilecek varlıkların kapsamı nispeten sınırlıdır. İslamî Finansal Kuruluşlar Muhasebe ve Denetim Örgütü‟nün (Accounting and Auditing Organization for Islamic Financial Institutions) tanımına göre 14 farklı sukuk bulunmaktadır. Bunlardan başlıcaları leasinge dayalı sukuk, muşâraka ve mudârabaya dayalı sukuk, murâbahaya dayalı sukuk ve seleme dayalı sukuktur. Bu sisteme göre ana firma sukuk işlemine konu malları özel amaçla kurulmuş şirkete devreder. Bu şirket varlıkları menkul kıymetleştirerek yatırımcılara satar.

2. Tekâfül

Sigorta, İslam düşünürleri arasında caiz olup olmama noktasında çok tartışılan bir konudur. Nitekim bu tartışmaları azaltma adına İslami finansın geliştirmiş olduğu Tekâfül, İslami sigortacılık olarak adlandırılmaktadır. Yardımlaşma, bağış, dayanışma ve ortaklık esasına dayanır. İslami Finansal Kurumlar, Muhasebe ve Denetim Organizasyonu’nun (AAOIFI) tanımına göre “İslami sigorta, belirli rizikolara maruz şahısların bu rizikoların gerçekleşmesiyle ortaya çıkacak zararların telafisi üzerine anlaşmalarıdır.”, şeklinde ifade edilmiştir. (AAOIFI, 2012: 522-523; Aslan, 2015:97).

Tekâfül Sisteminde amaç, belirli bir risk gurubundaki bireyleri bir araya getirip karşı karşıya kaldıkları tehlikelerde zararı en aza indirmek ya da bireylerin toplumsal yaşantılarını olumsuz etkilemeden oluşan hasarları telafi etmektir. Ayrıca bu sistemde kar elde etmek amaç değil, bir riskin bir diğeri hesabına üstlenilmesi ilkesi ile müşterek garantinin sağlanması olayıdır (Yıldırım, 2014: 50) Tekâfülün her biçiminde aile tekâfülü veya genel tekâfül gibi katılımcıların içlerinden herhangi biri bir felaketle karşı karşıya kaldığında ya da belirlenmiş bir zarara maruz kaldığında, katılımcılar birbirlerine yardım etmeyi kabul ederler. Bu sistemde fonları toplayan Tekafül şirketi, faaliyetlerini yerine getirirken vekâlet veya mudâraba temelinde bir emanetçi ya da yönetici olarak görev yapar. Poliçe alan işletmeciler ve ortaklar, tekâfül fonuna destek verir. Yardımlar veya zararlar, tekâfül fonundan ödenir ve fondaki açık veya fazlalıklar katılımcılar arasında paylaştırılır (Ayub,2017: 447-448).

SONUÇ

İslami finans yöntemleri hızlı bir gelişim evresindedir. Fakat bu süreç Türkiye’de olduğu gibi bir geçiş sürecidir. Kaldı ki bankacılık ve finans sistemlerinin hibrit olması İslami finans yöntemlerinin uygulamasında hem operasyonel hem de fıkhi sorunlar yaratmaktadır. Öte yandan Batı toplumları da kâr amaçlı ve birey merkezli kapitalist anlayışın toplumlarında sosyal çalkantı ve yozlaşmalara neden olacağını keşfetmiş ve zımni de olsa İslam’ın öngördüğü toplum modelini örgütleme arayışlarına girişmişlerdir.

KAYNAKÇA

Mehmet Salih KUMAŞ. 2006. “Bir Finansman Yöntemi Olarak İş Ortaklığı Uygulaması “Mudârabe-Commenda Karşılaştırması””, 369–383. Tarihinde adresinden erişildi http://isamveri.org/pdfdrg/D00193/2006_15_1/2006_15_1_KUMASMS.pdf

ÇÜRÜK, S. A. 2013. “İSLAMİ FİNANSIN TÜRKİYE’DEKİ GELİŞİMİ, MEVCUT SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ”.

Aktepe, E. 2013. “FAİZSİZ BANKACILIK İLKELERİ ve KATILIM BANKACILIĞI”.

ERSİN, İ. 2017. “Faizsiz Finans Döngüsünü Oluşturma Açısından Adil Ekonomik Düzen Söyleminin Kred”. Journal of Turkish Studies, 12(Volume 12 Issue 8), 109–132.

FAİZSİZ FİNANS SÖZLÜĞÜ. y.y. Tarihinde adresinden erişildi http://www.tkbb.org.tr/Documents/Yonetmelikler/Faizsiz-Finans-Sozlugu-revised.pdf

ER, B., ŞAHİN, Y. E., Mutlu, M. y.y. “Girişimciler İçin Alternatif Finansman Kaynakları: Mevcut Durum ve Öneriler Bünyamin”, 77–119.

Çizakça, M. 1999. “İslam Dünyasında ve Batıda İş Ortaklıkları Tarihi”. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Yıldırım, D. Ç., Yıldırım, S. 2018. “İSLAMİ BANKACILIK SİSTEMİNE GENEL BİR BAKIŞ”.

Ersin, İ. 2018. “İslami Finans”, 559–592.

İslami Finansta Para ve Sermaye Piyasası İşlemleri. y.y. Tarihinde 26 Temmuz 2019, adresinden erişildi https://docplayer.biz.tr/3138552-Islami-finansta-para-ve-sermaye-piyasasi-islemleri.html

Can ARSLAN, E. 2017. “KATILIM BANKACILIĞI ve TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKILARI”. Tarihinde adresinden erişildi 

https://ticaret.edu.tr/uploads/dosyalar/921/62 Katılım Bankacılığı Ve Türkiye Ekonomisine Katkıları.pdf

Bulut, H. İ., Er, B. 2009. “Katılım Bankacılığında İki Yeni Finansal Teknik Önerisi : Mudaraba-Risk Sermayesi Yatırım Ortaklıkları ve Mudaraba-Risk Sermayesi Yatırım Fonları”, 11–76.

Doğan, S. 2008. “Katılım Bankaları Ve Ekonomiye Etkileri: Türkiye Örneği”, 96.

Dİnç, Y. 2017. “Katılım Bankalarında Muşaraka Finansmanının İşleyişi ve Muhasebesi ; Sorunlar ve Öneriler”.

MUDÂREBE – TDV İslâm Ansiklopedisi. y.y. Tarihinde 30 Mayıs 2019, adresinden erişildi https://islamansiklopedisi.org.tr/mudarebe

MURÂBAHA – TDV İslâm Ansiklopedisi. y.y. Tarihinde 23 Temmuz 2019, adresinden erişildi https://islamansiklopedisi.org.tr/murabaha

SERPAM. 2013. “İslami Finans: İslami Finans Kavramı, Ürünler, Dünyada ve Türkiye’de Gelişimi ve Geleceği”. Çalışma Raporu.

CELEBCİOĞLU, A. 2017. “TÜRKİYE’DE İSLAMİ FİNANSIN TARİHİ VE KULLANILAN FİNANSMAN YÖNTEMLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ”.

VÜCÛH – TDV İslâm Ansiklopedisi. y.y. Tarihinde 30 Mayıs 2019, adresinden erişildi https://islamansiklopedisi.org.tr/vucuh

Zaher, T. S., Kabir Hassan, M. 2001. “A Comparative Literature Survey of Islamic Finance and Banking”. Financial Markets, Institutions and Instruments, 10(4), 155–199.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.