FİNANSAL KRİZ NEDİR

Finansal kriz “ekonomide aniden ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan olayların makro açıdan ülke ekonomisini, mikro açıdan ise firmaları ciddi anlamda sarsacak sonuçlar ortaya çıkarması” anlamına gelir.

Bir başka tanımlamaya göre söz konusu kavram, “genel olarak herhangi bir mal, hizmet, üretim faktörü veya finans piyasasındaki fiyat ve/veya miktarlarda kabul edilebilir bir değişme sınırının ötesinde gerçekleşen şiddetli dalgalanmaları” ifade etmektedir.

Etkiledikleri sektörler açısından ekonomik krizler, reel sektör krizleri ve finansal sektör krizleri şeklinde ikili bir ayırıma tabi tutulabilir. Reel krizler, üretimde ve/veya istihdamda önemli daralmalar şeklinde ortaya çıkarlar. Finansal krizler ise ekonominin reel kesimi üzerinde tahrip edici etkiler yaratabilen ve piyasaların etkin işleyiş gücünü bozan finansal piyasa çöküşleridir.

Bir finansal kriz, ters seçim ve ahlaki tehlike (moral hazard) sorunlarının ileri boyutlara varması ve böylece finansal piyasaların, fonların en verimli yatırım fırsatlarına sahip olan ekonomik birimlere kanalize edilmesindeki etkinliğini kaybetmesi nedeniyle finansal piyasalarda ortaya çıkan doğrusal olmayan bir bozulmadır.

İkinci Dünya Savaşından sonra başlayıp, 1990 sonrasında ivme kazanan ulusal ve uluslararası finansal piyasaların entegrasyonu süreci finansal kriz olgusunu da beraberinde getirdi. Gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkenin finansal sistemlerini liberalize edip, sermaye hesabını dışa açık hale getirdiği bu dönemde, bir taraftan sermayenin uluslararası hareketinde olağanüstü artışlar gerçekleşirken, diğer taraftan şiddeti ve etki alanı hızla genişleyen uzun süreli finansal krizler ortaya çıktı. Bu çerçevede yakın zamanlarda, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan bu krizlerin nedenleri ve çözüm önerilerine vurgu yapan yeni ve geniş bir literatür oluşmaya başladı.

Dünya genelinde giderek daha global bir hale gelen finansal sistem, sermaye piyasalarında etkinliği artırıcı sonuçlar doğurmaktadır. Global piyasalar, alternatif yatırımlarla ilişkili risk ve getirileri uygun bir biçimde değerlendirdiği için, ülkeler arasındaki sermaye akımlarını, globalleşen finansal sistemin en üretken alanlarında kullanılacak biçimde etkin olarak dağıtma eğilimi içerisine girmektedir.

Dünya finansal piyasaları olağanüstü gelişmeler göstermektedir. Yeni finansal araçlar geliştirilmekte, piyasalarda işlem hacimleri artmakta; gerek piyasalar ve gerekse ülkeler arasında yoğun sermaye akımları olmaktadır.

Bu anlamda dünya, tüm finansal sistem üzerinde önemli ve derin etkiler yaratan finansal krizlere tanıklık etmiştir. Bu krizlerin birçok ortak yönleri bulunmasına rağmen, bunlar arasında öne çıkan özellik, finansal sistemin işleyişine yönelik kurumsal yapı konusunda yeterli şeffaflığın olmamasıdır. Ayrıca bu krizler, yarattıkları global etkiler nedeniyle, başta ülke temelinde olmak üzere, dünya genelinde finansal istikrarı sağlamaya yönelik önlemlerin alınması gerekliliğini ortaya koymuştur.

Öncelikle “Küreselleşme” olgusundan ve finansal piyasalara etkisinden bahsetmekte fayda var.

Küreselleşmeyi kavramak için soğuk savaş sonundaki esaslı değişimleri içeren uluslararası politik ekonomiyi anlamak gerekmekte. Küreselleşmenin en önemli gelişmeleri olarak üretimin yeniden tasarlanması, diğer ülkelerdeki teknolojik hamlelerin yeniden yorumlanması, aynı tür tüketim mallarının bütün dünyada kullanıma başlanması, finansal piyasaların yaygınlaşması, demokrasi taleplerinin yaygınlık kazanması  sayılabilmektedir.

Finansal piyasalarda küreselleşme olarak nitelendirebileceğimiz uluslararası finansal entegrasyon süreci 1980’li yıllarda ivme kazanmıştır. Uluslararası entegrasyonun hızlanmasına neden olan başlıca faktörleri şu şekilde sıralamak mümkündür ;

– Başlangıçta sanayileşmiş ülkelerin, daha sonraki yıllarda da gelişmekte olan ülkelerin dış ticaret ve sermaye hareketlerini düzenleyen kuralları zaman içinde serbestleştirmeleri,

– İletişim ve bilgisayar teknolojilerindeki hızlı gelişmeler ve bankacılık endüstrisinin bu teknolojileri yoğun biçimde kullanması,

– Bankalara rakip diğer mali kuruluşların da uluslararası mali piyasalara katılmaları.

– Artan sermaye birikiminin zorladığı dışa açılmanın meydana getirdiği talepler ve düzenlemeler küreselleşme olgusuna hız kazandırmışlardır.

1990’lı yılların hemen başında ABD’de tahvil piyasasının yabancılara açılmasını sağlayan “SEC 144 A Yasası”, aynı yıllarda Japonya finansal piyasalarına yabancıların girme serbestliğini sınırlandıran 65 sayılı yasanın yürürlükten kaldırılması ve AB ülkelerinin tüm sınırları kaldırma girişimlerinin finansal piyasaları da kapsıyor olması, küreselleşme olgusuna hız kazandıran diğer etkenlerdendir.

Küreselleşme kavramıyla ifade edilen sürecin iki bileşeni bulunmaktadır. Bir tanesi sermaye birikimi süreci ile ilgilidir. Burada esas olan sermaye dolaşımının serbestleşmesi, hacminin artması, hızlanması, yaygınlaşması ve yeni yatırım araçlarının devreye girmesidir. Küreselleşmenin esas itici gücü budur ve son on yıl boyunca finansal piyasalar ufuklarını daha evvel hiç görülmemiş derecede genişletmişlerdir.

Küreselleşme sürecinin ikinci bileşeni ise teknolojik ilerlemelerle ilgilidir. Burada da bilgisayarların yaygınlaşmasından, haberleşme ve bilgi işlem teknolojisinin hızlanmasından ve büyük oranda ucuzlamasından söz edilmektedir. Hayatın hiçbir alanı bu gelişmelerin dışında kalamamıştır. Para, mal ve diğer faktörlerin akışkanlığı kullanımdaki farklı haberleşme teknolojileri ile büyük bir hız kazanmıştır. Fiber optik ve uydu teknolojilerinin nerede ise devrimci gelişmeleri, süper bir bilgi otobanı oluşturarak bütün dünyayı eskisinden daha yakın ve daha etkilenebilir hale getirmiştir. Teknolojik gelişme ile ilgili bu ikinci bileşen, sermaye birikimi ile ilgili birinci bileşeni de destekler mahiyettedir.

Küreselleşme süreci finansal piyasalarla ilgili bir takım zorlukları da beraberinde getirmektedir. Öncelikle küresel finansal sistemdeki gelişmeler ikili bir yapı ortaya çıkarmıştır; bir tarafta üretilmiş mal ve hizmetlerin ticaretinin yapıldığı reel ekonomi, diğer tarafta ise para tüccarları ile spekülatörlerin yer aldığı kumarhane dünyası yer almaktadır. Çünkü küreselleşme ile birlikte bütün dünyada finansal sektör, sanayinin; rantiyeler de yatırımcıların önüne geçmiştir. Gelir paylaşımında da sermayenin emeğe baskınlığı artmış ve kar payları yükselmiştir. Bu durum uluslararası adalet ve eşitlik duygularını zedeler hale gelmiştir. Ayrıca reel ekonomiye katkısı olmayan ve sadece rant gözleyen sermayenin kriz oluşturan türden bir gelişmeye yol açması da mümkündür. Küreselleşmenin finansal piyasalarda meydana getirdiği bu değişikliklerin göz ardı edilmesi de mümkün değildir.

Bu değişim sürecinde uluslararası ticaretin ve sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, hacminin artması, hızlanması, yaygınlaşması ve yeni yatırım araçlarının devreye girmesi söz konusudur. Yeni üretim teknikleri ve bilgi ekonomisinin avantajları ile büyüyen dünya ekonomisi ve sermayesi, kayıt dışı ekonomi getirileri ve kara para ilaveleri ile de önemli bir hacme ulaşmaktadır. Liberalleşme, dünya ticaretinde serbestleşme, gümrük indirimleri ve sınır kontrollerinin azaltılması gibi avantajları da kullanan kara para ve kayıt dışı ekonomi her yıl global mali sisteme 80-100 milyar dolarlık bir kaynak ilave etmektedir.

Dünyada oluşmuş ve oluşmakta olan bu büyük sermayenin kısa vadeli karlar ve rantlar elde etmek için ülke ekonomilerine giriş ve çıkışları büyük dalgalanmalar meydana getirmektedir. Bu nedenle dünya ekonomilerinin küreselleşme ile tanıdığı başka bir olgu da kısa vadeli sermaye hareketlerinin anlık atak ve geri çekilmelerinden kaynaklanan finansal kaynaklı ekonomik krizlerdir.

Finansal krizler, finansal piyasaların etkin bir şekilde fonksiyon görememesi ile sonuçlanırlar. Bu da ekonomik faaliyet hacminde şiddetli daralmalara yol açar. Genel itibariyle finansal krizlere kapı aralayan dört önemli faktör üzerinde durulmaktadır. Bunlar:

1- Finansal sektör bilançolarındaki bozulma,

2- Faiz oranlarındaki artışlar,

3- Belirsizlikteki artışlar,

4- Varlık fiyatlarındaki değişmeler nedeniyle finansal olmayan şirket bilançolarının

(nonfinancial balance sheets) bozulması.

Finansal krizlerin hiç olmaması temennisi sıcak para hareketlerinin hiç olmadığı veya yasaklandığı bir dünyada gerçekleşebilir. Küreselleşen bir dünyada ise bu hareketin durdurulması mümkün değildir. Ancak finansal krizlerle karşılaşmamak ya da karşılaşılan finansal krizleri en az zararla geçiştirebilmek için alınabilecek tedbirler de bulunmaktadır. Bunları döviz piyasalarının istikrarı ve diğer öneriler olarak sıralamak mümkündür.

  • Döviz Piyasalarının İstikrarına Yönelik Öneriler; Yeni finansal krizlerin olmaması veya olabilecek krizlerin derinleşmemesi açısından döviz piyasalarında alınabilecek önlemler aşağıdaki başlıklar altında tartışılmaktadır:

–          İşlemlerin vergilendirilmesi,

–          Kurların sabitleştirilmesi veya kur limitlerinin belirlenmesi,

–          Katlı döviz kuru uygulanması (sermaye piyasası işlemleri için ayrı, reel piyasalar için ayrı kur uygulanması),

–          Uluslararası bankacılık denetiminin arttırılması,sermaye kaçışının engellenmesi,

–          Trading halts uygulamaları (kriz ortamında finansal işlem piyasalarının kapatılması),

–   Target zone sistemi (uluslararası işbirliği ile gerçek olmayan kur değişikliklerinin önlenmesi).

  •  Diğer Öneriler

Finansal krizlerin önlenmesi konusunda diğer öneriler diyebileceğimiz öneriler de bulunmaktadır. Bunlar;

–          Uluslararası uyarıcı bir sistemin kurulması,

–          IMF kotalarının arttırılması,

–          IMF garantili borçlanma kolaylığı,

–          Finansal hareketlerin GATT’a benzer bir süreç çerçevesinde düzenlenmesi, başlıkları altında incelenebilir.

Finansal krizlerle karşılaşmamak veya karşılaşıldığında bunu giderecek veya yayılmasını önleyecek tedbirler konusunda farklı ülke ve iktisatçıların farklı düşünceleri de bulunmaktadır. Buna göre

–          Interim komitesinin (Interim Comittee of The IMF) icra konseyine  dönüştürülmesi (Fransa),

–          Uluslararası sistemin uluslararası geçerlilikte kurallara bağlanması (İngiltere),

–   G-7’nin gelişme yolundaki ülkeleri de içine alarak G-15 şeklinde bir karar  organına dönüştürülmesi,

–   IMF’nin ABD Hazinesi’nin baskısından kurtularak bağımsız bir yapıya yeniden kavuşturulması,

–        Mali sektör reformunun bütün üye ülkelerde tamamlanması,

–        Yolsuzluklarla mücadele ve daha iyi ve açık kamu yönetimi için dünya  çapında girişimlerde bulunulması,

–        Uluslararası bir borç paneli kurularak çeşitli ülkelerin borç ertelemelerini bu  panel aracılığıyla yapmalarına imkan sağlanması (UNCTAD), bu konudaki başlıca tekliflerdendir.

Yeni bin yıl, küreselleşmenin hız kazandığı bir süreçte başlamıştır. Bu süreçte sermaye hareketleri daha önceki dönemlerle kıyaslanamayacak boyutta büyümüştür.

Küresel sermaye hacmine, gelişmiş ülkelerin ticaret fazlaları kadar uluslararası kayıtdışı ekonominin büyüyen hacmi de katkı yapmaktadır. Bu katkılar Off-shore merkezlerine sığınmakta, bir şekilde aklanarak, mali piyasalarda kullanılan fonlara dönüşmektedirler.

Uluslararası sermayenin kısa vadeli karlara odaklanmış yapısı bütün mali piyasaları hedef haline getirmekte, büyük miktarlı fonların milli piyasalara anlık giriş ve çıkışları ise finansal krizlere yol açmaktadır. Spekülasyonun  ve spekülatif sermaye hareketlerinin yol açtığı dalgalanmalar bütün dünya ekonomilerini etkileyebilecek ekonomik sonuçlar da doğurabilmektedir.

Finansal kriz endişesinin bütün ülkeleri tedirgin eden yapısı, finansal krizlerin yaşanmadığı bir finansal yapının kurulması ihtiyacını gündeme getirmektedir. Bu ihtiyaç gelişmekte olan ülkeler kadar gelişmiş ülkeleri de ilgilendirmektedir.

Elbette kısa süreli sermaye hareketlerini yasaklamak küreselleşmenin yaygınlaşması ile çelişen bir uygulama olacaktır. Ancak finansal hareketlerin, spekülasyonların, paradan para kazanmanın öncelikli olduğu bugünkü yapının da uzun süre devam etmesi mümkün değildir. Bu nedenle, IMF ve Dünya Bankasının yeniden yapılandırılması, yeni bir uluslararası denetim ve gözetim kuruluşunun kurulması, kısa süreli sermaye hareketlerine vergi veya sınırlama konulması gibi önerilerin tartışılması gerekmektedir. Tartışmaların dış doğrudan yabancı yatırımların önünü açan, ancak spekülasyonu ve manipülasyonu önleyen bir yapı ortaya çıkarması bütün dünyanın yararına olacaktır.

Finansal Kriz hakkında bakınız;  http://www.mahfiegilmez.com/2016/08/krizler-eskisi-kadar-etkilemiyor.html

One thought on “FİNANSAL KRİZ NEDİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Follow by Email
LinkedIn
LinkedIn
Share