SERMAYE MALİYETİ VE EKONOMİK KÂR

Türkiye’de sermaye piyasaları önemli seviyede yol alınmasına rağmen hala çok sığ. Finans literatürünü incelediğinizde sermaye konuşmaya başladığında hisse senedi ile bono ve tahvillerden sözedilmeye başlandığını görüyoruz. Doğal olarak finans literatürünün beşiği ABD olunca, KOBİ sayılabilecek işletmelerin bile hisse senedi ihraç ettiğine, piyasaya bono veya tahvil satarak kolayca borçlanabildiğine şahit oluyoruz. Tabi sistemin bu denli kolay işlemesinin şeffaflık, yasal düzenleme, basiretli iş adamı olma vs.  gibi onlarca nedeni var.

Konumuz Türkiye’de sermaye piyasalarının durumu değil. Konu Amerika’da da olsa, Türkiye’de de olsa finansçı gözüyle bakmakla ilgili.

Sermaye maliyeti firmanın kaynak maliyeti anlamında kullanılan bir ifadedir. Diğer bir ifadeyle firmanın sahip olduğu kaynaklarının maliyetidir. Firmanın temelde iki çeşit kaynağı bulunmaktadır. Bunlar öz kaynaklar ve yabancı kaynaklardır. Öz kaynaklar ile ifade edilen kısım çoğunlukla hisse senetleri olurken; borçla ifade edilen kısım da çoğunlukla tahvil olmaktadır. Bankadan kullanılan uzun vadeli krediler de yabancı kaynak kapsamında değerlendirilmektedir.

Biraz daha teknik olarak ifade edersek, sözkonusu kaynaklar firma için finansman kaynağı olarak ifade edildiğinde, bu kaynağın maliyeti, firmaya sağladığı nakit girişlerinin bugünkü değeri ile muhtemel nakit çıkışlarının bugünkü değerine eşitleyen iskonto oranı olarak hesaplanabilir. Hesaplanan iskonto oranı o kaynağın firmaya olan maliyetini ifade etmektedir.

Türkiye’de KOBİ bilançolarını şöyle bir gözümüzün önüne getirdiğimizde, kabaca tarifiyle, pay sahiplerinin mevcut işletme varlıkları üzerindeki iddiasının gösteren ÖZSERMAYEYİ ve yabancı kaynak olarak kullanılan BANKA KREDİLERİNİ (https://www.bankofinans.net/index.php/2020/02/16/basel-kriterleri…ndirme-surecleri/) görürüz. Hatta genelde özsermaye sorunu vardır, faaliyetler banka kredilerinden yaratılan fonlarla çevrilmeye çalışılır. Ama biz şu an da bu kadar derine inmeyelim.

Muhasebe karı ile ekonomik kar arasındaki ayırım, özsermayenin de bir maliyeti olduğundan hareketle ortaya çıkar. Muhasebe için bedava olan özsermaye, finansçı için bir maliyeti haizdir. En azından şöyle düşünün, sermayeyi o işe kanalize ettiğinizde, başka bir fırsatı değerlendirmekten feragat ediyorsunuz. Ya da kuzu kuzu hazine bonosuna yatırıp risksiz getirisini almaktan vazgeçiyorsunuz. İşte bu bir maliyet. Biraz daha ileri gidelim. Pay sahipleri, koydukları sermaye için firmadan kar payı beklentisi içinde olacaklardır. Bu kar payı da en azından hazine bonosunun getirisinin üzerinde olmalıdır. Bu beklenti, firmanın sektörüne, pazarına ve konulan sermayenin ölçeğine göre değişiklik gösterebilir.

Şimdi bir KOBİ firmanın gelir tablosunu kabaca aşağıya alalım;

( TL ) Muhasebeci Finans Uzm.
Faaliyet karı 200 200
Faiz gideri -20 -20
Diğer faaliyet dışı giderler -5 -5
Özsermayenin maliyeti -100
Vergi öncesi kar 175 75
Vergi karşılıkları -50 -50
Muhasebe karı 125
Ekonomik kar 25

Görüldüğü üzere muhasebe karı ile ekonomik kar belirgin bir fark var. Burada özsermaye maliyeti olan 100 TL ‘nin nereden geldiğini de açıklamam gerekiyor. Tahayyül ettiğimiz KOBİ’nin 1.000 TL defter değeri olduğunu farzettim. Yıllık hazine Bonosu maliyetinin de %10 olduğunu varsaydım. Dolayısıyla bu KOBİ’nin 100 TL özsermaye maliyeti olduğunu buldum.

Firmanın Defter Değeri (net muhasebe değeri), yayınlanan muhasebe belgelerinden yola çıkılarak ölçülen ve aktif toplamından borçların düşülmesiyle elde edilen tutara tekabül etmektedir.

Bilançoda aktifte gösterilen değerler, defter değeridir ve genellikle aktif kalemlerinin şu anki değerleri değildir. Genel Kabul Görmüş Muhasebe İlkelerine (Generally Accepted Accounting Principles-GAAP, https://www.accounting.com/resources/gaap/) göre, ABD’nde denetime tabi tutulan finansal tablolar, genellikle tarihi maliyetlerle (historical cost) gösterilmektedir. Diğer bir deyişle, varlıklar firmanın onlar için ödedikleri değerlerle muhasebe defterlerinde yer almaktadırlar. Dolayısıyla, ne zaman önce alındıkları ve bugünkü değerlerinin ne olduğu önemli değildir.

Ülkemizde işletmelerin ortalama ömrü gelişmiş ülkelere göre oldukça düşük. Bunda işletmenin iyi yönetilememesi en önemli nedenlerden biri. Daha çok aile şirketi olan KOBİ’lerde işin her türlü uzmanı firmanın ana ortağı. En iyisi o. Finans Uzmanı olarak ta muhasebecileri veya mali müşavirleri görülüyor. Bilançolar ve gelir tabloları ise vergi matrahının manipülasyonu için kullanılıyor.

Muhasebe karı, işin vergisel boyutuyla ilgilenilmesini zorunlu kılıyor fakat ekonomik karın üzerinde durulması farklı finansal politika ve stratejilerin gündeme gelmesini gerektirebilir. Bu ise işin gerçekçi boyutu….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.