TCMB ‘NİN ENFLASYONLA MÜCADELESİ

Türkiye, 2002 yılından itibaren örtük enflasyon hedeflemesi rejimine geçmişti. 2006 yılından itibaren ise TCMB tarafından açık enflasyon hedeflemesi rejimi uygulanmaya başlamıştır.

Enflasyonun kalıcı şekilde düşük seyretmesinin ekonomik büyüme üzerinde olumlu etkisi bulunmaktadır.

Türkiye’de enflasyonda arzulanan seviye %5 ve altı seviyelerdir. Fakat enflasyon dalgalı bir seyir izlemekte olup, bunun altında iki temel unsurun bulunduğu söylenebilir;

  • Gıda fiyatlarındaki oynaklık
  • Parasal göstergelerdeki oynaklık

2014 yılı Aralık ayında “Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi ” (https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Temel+Faaliyetler/Para+Politikasi/Fiyat+Istikrari+ve+Enflasyon/Gida) faaliyete geçirilerek, gıda arz ve talebi ile fiyatların gerçekçi ve eş zamanlı izlenmesi amaçlanmıştır.

Enflasyonla mücadelenin önemli unsurlarını sıralayacak olursak;

  • Kamu gelirleri ve ücret politikaları
  • Gıda fiyatlarına dair yapısal sorunlar
  • Basiretli borçlanmaya dair makroihtiyati önlemler’dir.

Klasik iktisadın para arzıyla fiyat düzeyini ilişkilendiren yaklaşımı Irving Fisher tarafından geliştirilen paranın miktar teorisidir. Miktar teorisi, değişim denklemini kullanmaktadır. Özdeşliğin sağ tarafı nominal milli hasılayı verir.

M . V = P . Y

(V) paranın dolaşım hızı olarak adlandırılır. Klasik iktisatçılarca sabit kabul edilir. Para miktarı hangi oranda artarsa fiyat düzeyi de aynı oranda artacaktır. Fiyat seviyesinin değişmesi reel ücretleri değiştirmeyecektir. Çünkü klasik iktisatçılara göre ekonomik birim rasyonel olduğu için para aldanımı söz konusu değildir. Dolayısıyla nominal ücretinin yükseltilmesini isteyecek bu da reel ücretini yani satın alma gücünü değiştirmeyecektir.

Burada, para arzı; para politikası, maliye politikası, finansal sektör politikası ve küresel koşullardan etkilenmektedir.

  • Para politikası, likidite politikasının sıklık derecesinin ayarlanması suretiyle etkilemektedir.
  • Maliye politikası, yüksek bütçe açıklarının kapatılması için bankacılık sektörünün kamuya açtığı kredilerde artış yoluyla etkilemektedir.
  • Finansal sektör politikaları, özel kesime açılan kredilerin artış hızı ile etkilemektedir.
  • Küresel koşullar, banka bilançolarının mevduat ve kredi büyümeleri ile döviz kurlarına etki yapmak suretiyle etkilemektedir.

Paranın dolanım hızı, enflasyonun tek haneli olduğu dönemlerde önemli bir değişkendir. Bunu belirleyen etmenler ise ;

  • Maliye politikası
  • Küresel koşullar
  • Toplumsal tutum ve davranışlardır.

Türkiye’de 1987 – 2005 arasında ortalama M2 büyümesi %52 civarındadır. Enflasyon ise ortalama %47 seviyelerinde seyretmiştir. Dolayısıyla parasal genişleme aşırı şekilde yüksektir.

Kamu kesimi yüksek borçlanma ihtiyacı ve TCMB tarafından bu ihtiyacın parasallaştırılması 2002 yılına kadar devam etmiştir.

2002 – 2006 dönemi enflasyonu tek haneye indiren geçiş dönemidir. 2006 yılından itibaren paranın büyüme hızı makul bir seviyelere inmiştir. 2006 – 2015 dönemi ortalaması %16,4’tür.

Bununla birlikte,

  • 1987 – 2005 arası ortalama büyüme %3,3
  • 2006 – 2015 arası ortalama büyüme %4,9’dur.

2006 yılından sonra TCMB ‘nın kullandığı araç seti güçlendirilmiştir.

Parasal kontrol araçları;

  • Türk lirası likidite politikası
  • Döviz likidite politikası
  • Finansal sektör politikaları’dır.

Parasal kontrole yardımcı en önemli unsurlar sağlıklı kamu finansmanı ve sağlıklı özel kesim finansmanıdır. Özel kesim finansmanı, parasal göstergelerde oynaklığa yol açarak enflasyonun hedeften sapmasına yol açabilmektedir.

Döviz kurunda aşırı oynaklığa karşı kullanılan araçlar, otomatik dengeleyiciler ve kurala bağlı dengeleyiciler olarak gruplandırılır.

Otomatik dengeleyiciler ise ;

  • Rezerv opsiyonları
  • YP teminat kolaylığıdır.

Kurala bağlı dengeleyiciler ise ;

  • Esnek döviz ihaleleri
  • TL likidite politikasıdır.

2001 yılından önce bütçe açığı %11 – %12 civarında iken, şu an da %1 – %1,5 seviyelerinde seyretmektedir.

2011 yılı ortalarında kurulan “Finansal İstikrar Komitesi ” enflasyon ile mücadeleye önemli katkılar yapmaktadır.

Tüketim amaçlı aşırı borçlanma cari dengeyi olumsuz etkilediğinden daha çok üretimi desteklemeye yönelik makroihtiyati tedbirler alınmaya çalışılmaktadır. 2011 yılı Ekim ayında cari açık 76,1 mia USD olan cari açığın 2015 yılı sonunda 32,1 mia USD’ye indiği bir gerçek ise de üretim artırıcı önlemlerin amacına pek ulaşamadığı diğer bir gerçek olarak demoklesin kılıcı gibi başımızın üzerinde sallanmaktadır.

Evet, belki, üretimi desteklemeye yönelik tedbirler alınmaya çalışılıyor olabilir ama, konunun biraz da dışına çıkarak bu konuda başarısız olduğumuzu da birkaç satırla aktarmak istiyorum.

Türkiye mal dengesinde sürekli yüksek oranda açık vermekte (ithalatın, ihracatı sürekli ve yüksek farkla aştığını), bu açığı gelir dengesinin olumsuz katkısı artırmaktadır.

Buna karşılık hizmetler dengesinin olumlu katkısının açığın düşmesine katkıda bulunduğunu, portföy yatırımları ve diğer yatırımların dalgalandığını, doğrudan yatırımların belirli bir tutarı pek aşamadığını, net hata ve noksanın ölçüm veya değerleme hatalarının ötesinde bir büyüklük taşıdığını, rezervlerde son iki yılda ciddi artışlar yaşandığını söylememiz mümkün görünüyor. Burada şunu belirtmekte fayda var; rezervlerde artış olması güzel, güzel olmasına ama şu anda ülkemizde olduğu gibi değil de, Almanya örneğinde olduğu gibi, mal ticaretinin olumlu etkisi ile rezerv yaratmak en güzeli.

TCMB ‘nin 1975 yılından bu yana Ödemeler Dengesi Bilançosunu kurumun internet sitesinde bulmak mümkün olup, 2000’li yıllardan başlayarak incelediğimizde ihracatımızın ithalatımızı karşılama oranın ortalamada %60 ‘lı seviyelerde olduğunu, büyüme dönemlerinde bu oranın daha da yükseldiğini belirtmemiz lazım. Bu durum, ülkemizin üretim odaklı bir yapısal reform izlemek zorunda olduğunu göstermektedir.

Türkiye, bütün teşvik politikalarını üretimi desteklemek, bunu bilimsel analizler yaparak sektör sektör inceleyip iş gücü, fiyat, lojistik unsurlarını gözeterek cari açığımızı oluşturan ürün gruplarına yönelerek ve yeni ar-ge çalışmalarıyla piyasaya sürülecek katma değerli yeni ürünlerle yapmak durumundadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Follow by Email
LinkedIn
LinkedIn
Share