PARA VAKIFLARI

Osmanlı toplumuna özgü bir kurum olan para vakıfları, on beşinci yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda sıkça rastlanan ve on altıncı yüzyılda önemli bir finans kurumu haline gelmiş, faaliyetleri bir süre yasaklandıysa da 1586 yılında bu yasak Padişah fermanı ile kaldırılmıştır. Özellikle Balkanlarda İslam’ın yer edinmesinde de faydaları görülen bu kurumların yasaklanmasına dair Sofyalı Bali Efendi’nin en temel itirazı insanların gayri meşru yollardan faiz işi yapanların kucağına düşeceği endişesinden kaynaklanmıştır. Bu vakıflar, belli bir sermayenin birikimine ve kalıcı hale gelmesine ve sonrasında bölge halkının kredi gereksinimlerinin karşılanmasında önemli roller üstlenmiştir. Bu vakıflarda bulunan varlığın finansal yönetimi, günümüz İslami Finans kuruluşlarının uyguladıkları yöntemlerin temelini oluşturmuştur.

Dönemin Avrupa’sından farklı uygulanan devlet destekli kapitalizmin yerine bir nevi ekonomik serbestinin ahlaki açıdan sağlandığı Osmanlı finans sisteminde para vakıfları kâr gayesiyle değil hayır faaliyetleri gayesiyle şekillenmiştir.

Para Vakıfları

Varlıklı bir kimsenin ayni veya nakdi servetini Allah adına vakfetmesiyle oluşmuştur. Bu vakıf sermayesinin işletilmesiyle elde edilen gelir de kurucunun tayin ettiği hayır işlerine harcanmıştır. Bir kişi mülkiyetine sahip olduğu menkul veya gayrimenkul mallardan bir kısmını veya onların tamamını Allah’ın rızasını kazanmak için halkın herhangi bir ihtiyacını gidermek üzere dini, hayır amaçlı ve içtimai bir ihtiyaca sürekli bir biçimde tahsis ederse, malını vakfetmiş yani bir vakıf müessesesi kurmuş olmaktadır (Tüzün, 2018, p. 468). Osmanlı iktisadi anlayışına göre iktisadi faaliyetlerin amacı insan ihtiyaçlarını karşılamaktır.

Tarihçe

Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren bu vakıfların sayıları gittikçe artmıştır. Kanuni, İstanbul’un et ihtiyacı için daha önce tesis edilen para vakıflarını birleştirerek, 698 bin akçe büyüklüğünde bir vakıf kurmuştur. On sekizinci yüzyıl vakıflarının %31,7 ‘sinin, on dokuzuncu yüzyıl vakıflarının %56,8’nin para vakfı olduğu tespit edilmiştir. İstanbul’a ait kadı sicilleri, vakıf muhasebe defterleri ve fetva kitapları ışığında yapılan bir araştırmaya göre 1309-1928 yılları arasındaki mevcut 9.748 vakfiye kaydından 3.951 adedinin para vakıflarına ait olduğu tespit edilmiştir.

Para vakıfları, 1826 yılında Evkaf Nezareti’nin kurulmasıyla diğer vakıflar ile birlikte bu kurumun idare ve denetimi altına girmiş ve para vakıflarına yeni düzenlemeler getirilmiştir. 1839 yılına gelindiğinde ise Evkâf-ı Hümayûn Nezareti’ne bağlanmıştır. II. Meşrutiyet döneminde de nezaret bünyesinde “Terekat ve Nûkud-u Mevkûfe” kalemi ile doğrudan para vakıfları ile ilişkili birim oluşturulmuştur. Söz konusu kalemin adı önce “Nûkud-u Mevkûfe Müdürlüğüne” daha sonra ise “Vakıf Paralar Müdürlüğüne” çevrilmiştir.

On dokuzuncu yüzyılda tüm vakıfların merkezî denetime alınmasıyla kan kaybeden para vakıfları Cumhuriyet’e kadar yaşamış, hatta İstiklal Savaşı’nın finansmanına büyük katkıda bulunmuşlardır. Para Vakıflarının ortadan kalkması 1954 yılında Vakıflar Bankası’nın kurulmasıyla gerçekleşmiştir. Bu tarihte, Vakıf Paralar Müdürlüğü, Türkiye Vakıflar Bankası’na devredilmiştir. Bu bankanın A grubu hisse senetlerinin %55’i Osmanlı para vakıflarının sermayelerine el konularak temin edilmiştir. 1967’de genel bir karar çıkartılarak tüm vakıf paralarının banka hissesine çevrilmesine karar verilmiştir. Böylelikle para vakıflarının varlığına kesin bir son verilmiştir.

Faydaları

Para vakıflarının sosyal hayatta faydası üç açıdan önemlidir. Birincisi, bu vakıfların ihtiyaç sahiplerine zorlanmayacakları ölçüde borç para bulma imkânı vermesidir. Bir kimsenin ticari ve özel hayatında gereksinim duyduğu nakit ihtiyacının yasak olan tefecilik (ribahorların zulüm derecesini bulan fahiş faizle borç vermelerinin) yerine para vakıflarından karşılanması yolunun açılması amaçlanmıştır.

İkincisi, nakdi veya ayni malını vakfedenin, para vakfıyla topluma verilen hizmetlerin bir kısmını finanse etmesidir. Para vakıflarına tanınan yetkinin dayanağı kamu yararıdır. Para vakfı, düşük bir kâr oranıyla borç vermekte aldığı kârı kamu lehine harcamaktadır. Elde edilen kârın küçük kısmı vakıfta bırakılmakta (sermayeye eklenmekte) önemli kısmı ise toplum faydası için harcanmaktadır.

Üçüncüsü, para vakıfları uzun yıllar piyasada ortalama borçlanma maliyetini belli bir seviyede tutarak finansal istikrarı sağlamıştır. Para vakıflarında uygulanan borçlanma oranının önceden vakfiyeler ile tespit edilmesi ve bu oranın üst limitinin kanun ile tespiti piyasadaki borçlanma oranları üzerinde bir dengeleme mekanizması kurmuş ve piyasa için bir belirleyici unsur olmuştur. Dolayısı ile para vakıfları Osmanlılardaki finansal istikrarın temel unsuru olarak faaliyetlerini sürdürmüştür.

İşleyiş

Para vakıflarında, sermaye, vakıftan ödünç para almak isteyen kişilere dağıtılmaktadır. Borç almak isteyen kimse vakfa bir çeşit ipotek olarak gayrimenkulünü satmakta ve karşılığında ihtiyacı olan krediyi vakıftan almaktadır. Öncelikle taraflar arasında bir satış işlemi gerçekleştirilmektedir (bey‘bi’l-istiğlâl). Gayrimenkulü kullanmaya devam etmek isterse vakıftan aldığı izin ile kullanmaya devam edebilmektedir. Bu kullanım karşılığında ise vakfa kira ödemek zorundadır. Bu kira ilişkisi, ödünç alınan kredinin tamamıyla ödenmesiyle sona ermekte ve gayrimenkulün mülkiyeti tekrar sahibine iade edilmektedir. Böylelikle pasif bir sabit kıymet nakde dönüştürülmekte ve kredi ihtiyacı karşılanmış olunmaktadır. Vakıf, kira geliri elde ederek ödünç vermiş olduğu sermayeyi geri almaktadır.

Tüm borçlulardan alınan kiralar toplanmakta ve bunların küçük bir kısmı masraflara ve diğer bir kısmı da enflasyona karşı korumak üzere vakfın sermayesine eklenmekte, önemli bir kısmı ise vakfın kuruluş amacı için harcanmaktadır. İlaveten, vakfın sermayesine başka vakıflar da bağış yaparak sermaye birikimine katkıda bulunabilmektedir. Eğitim, sağlık hizmetleri, bayındırlık ile dini ve hayır hizmetlerin büyük çoğunluğu para vakıfları tarafından finanse edilmiştir. Yolculara yardım etmek, sel, yangın, deprem, fakirlik, borçluluk gibi olumsuz koşullarda zaruri ihtiyaçları gidermek, acizleri doyurup giydirmek, hasta insanları tedavi ettirmek gibi birçok gereksinimleri karşılayan para vakıfları, çeşme, yol, köprü gibi imar faaliyetlerinin sürdürülmesinde de etkin rol oynamıştır.

Mudaraba ya da muşaraka tarzında uygulamalar İslâmî finans sistemi içerisinde finansal fon kullandırma yöntemleridir. Mudaraba, para vakfının işletilmesi yöntemlerinden biridir. Bu yöntem, sermaye sahibinin (rabb’ul-mal) belli bir miktar parayı işletmek ve kâr elde edilmesi halinde belli bir oranı, anapara ile birlikte sermayedara gerivermek şartıyla bir işletmeciye teslim etmeyi öngören bir iş ortaklığı türü olarak tanımlanabilir. Bir diğeri olan Muamele-i Şer’iyye, Osmanlı Devleti uygulamalarında vakıf paralarının işletme yöntemlerinden en yaygınıdır. Muamele-i şer’iyye, geçici satış, bağış ya da kira sözleşmesi gibi işlemlerde fazla bir meblağ ödemesi işlemleridir. Daha baştan belli bir kâr doğuran murabaha yöntemi de para vakıflarının finansal açıdan işleyiş sisteminin temelini oluşturmuştur.

Günümüz özel faizsiz finans kurumlarının işleyiş sistemine çok yakın bir biçimde faaliyet gösteren para vakıfları, aslında Osmanlı dönemi iktisadî ihtiyaçlarının giderilmesinde bir banka gibi faaliyet göstermişlerdir. Osmanlı para vakıflarının çalışma yöntemlerinin hemen hemen aynısı, yirmi birinci yüzyılda Malezya, Bahreyn, Katar ve Pakistan gibi İslam devletlerinde toplumdan borç almak amacıyla geliştirmiş oldukları Sukuk al-İjara yönteminde görülmektedir. Şer’i kurullar sukuk işlemlerinin %85’inin Şeriata aykırı olduğu deklare etmekte sadece sukuk al-İjara yöntemini onaylamaktadır.

Bu yöntemde “özel amaçlı şirket” Osmanlı Para Vakfı’nın modern şeklidir. Özel Amaçlı Şirketin sermayesi yüzlerce yatırımcıya satılan sukuk tahvilleri bedellerinin birikmesiyle oluştuğundan oldukça büyüktür. Sukuk yoluyla yatırımcılardan toplanan bu sermaye kredi olarak muhtelif şirketlere plase edilmektedir. Kredi lehtarı şirketler, para vakıflarında olduğu gibi önce bazı varlıklarını Özel Amaçlı Şirkete satmakta, sonrasında satışı yapılan bu varlıkları/gayrimenkulleri Özel Amaçlı Şirketten kiralamaktadırlar. Bu işlemin Osmanlı para vakıflarındaki “istiğlal” işleminden hemen hemen hiçbir farkı yoktur. Tüm borçlu şirketlerin ödemiş oldukları kiralar bir havuzda birikmekte ve Osmanlı para vakıflarından farklı olarak hayır işlerine harcanacağına, yatırımcılara satın almış oldukları sukuk sertifikaları oranında dağıtılmaktadır. Böylelikle yatırımcılar yapmış oldukları yatırım karşılığında belirli ve kesin bir gelir elde etmiş olmaktadırlar.

Osmanlı’nın son dönemlerinde ve daha sonra İran’da şirket hisse senetleriyle vakıf kurulmasına izin verilmişse de bu izinlerin yaygın uygulanması 1967 tarihli Vakıflar Kanunu ile görülmektedir. Bu kanun ile şahsına ait olan Koç Holding şirketlerinin hisse senetlerini Koç Vakfı’na hibe ederek ilk “şirketleşmiş vakfı” Vehbi Koç kurmuştur. Bu bir tür para vakfıdır. Klasik Osmanlı para vakıflarından en önemli farkı şirket hisse senetleriyle kurulmuş olmasıdır. Vehbi Koç Vakfı’nın asıl gelirini Vehbi Koç ve evlatlarının bağışlamış oldukları Koç Holding şirketlerinin temettüleri sağlamaktadır. Bu gelirin küçük bir bölümü gayrimenkul yatırımları, idari masraflar ve olağanüstü durum fonuna aktarıldıktan sonra geri kalan en büyük kısmı vakfın esas amacı olan eğitim ve sağlığa harcanmaktadır. Bu yöntemle beslenip topluma hizmet veren çok sayıda şirketleşmiş vakıf bulunmaktadır.

Türkiye’de yeni vakıfların kurulması için vakıf ödenmiş sermayelerinin 200.000 ile 533.000 ABD doları olması şartına tepki olarak vakıf kurmak isteyenler bir araya gelerek ve sermayelerini bir havuzda biriktirerek vakıf kurmaya başlamışlardır. Bu tip vakıfların ortalama 35.6 adet kurucusu bulunmaktadır. Burada önemli olan husus eski para vakıflarının şirketleşmiş vakıflara (incorporated waqfs) dönüşmesidir. Gelir istiğlal yöntemi yerine temettüler ile sağlanmakta ve faiz ortadan kaldırılmaktadır. Zira para vakıflardaki istiğlal bir çeşit üstü kapalı faiz içermekteyken, şirketleşmiş vakıflardaki temettü gelirleri İslami finans yöntemlerinden mudâraba gelirlerine benzemektedirler.

Kısacası, şirketleşmiş vakıflar konusunda temelin önce Anadolu ve Balkanlarda yüzyıllardır süregelen uygulamalarla doğrudan Osmanlılar tarafından atıldığına kuşku bulunmamaktadır. Murat Çizakça’nın ifade ettiği gibi yapılan, onca maliyetine rağmen, sadece Amerika’nın yeniden keşfidir.

KAYNAKLAR

Bulut, M., & Korkut, C. (2016). Finansal İstikrar ve Para Vakıfları Etkisi. İSLAM EKONOMİSİ VE FİNANSI DERGİSİ, 1, 55–76.

Çizakça, M. (2011). Osmanlı Para Vakıflarının Global Modernizasyonu. INCEIF.

Kiracı, A. (2016). Para Vakıflarında “Bey Bi’l Vefa.” Https://Www.Barandergisi.Net. https://www.barandergisi.net/para-vakiflarinda-bey-bi-l-vefa-makale,1558.html

Korkut, C., & Bulut, M. (2017). XV. ve XIX. Yüzyıllar Arasında Osmanlı Para Vakıfları ve Modern Fi̇nans Kurumlarının Karşılaştırılması. ADAM AKADEMİ Sosyal Bilimler Dergisi, 7(2), 167–194. https://doi.org/10.31679/adamakademi.356273

Tüzün, N. (2018). Osmanlı Para Vakıflarına Toplu Bir Bakış. Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 6(81), 467–480.

Uluyol, O. (2019). 19. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nde Bankacılığın Gelişimi. Muhasebe ve Finans Tarihi Araştırmaları Dergisi, 16, 19–40. https://dergipark.org.tr/muftad/issue/42022/506002

Yağcı, M., & Gürsoy, Ç. (2019). Osmanlı Devleti’nde İktisadi Zihniyet, Kurumlar ve Para Vakıfları. In ADAM AKADEMİ Sosyal Bilimler Dergisi (Vol. 9). https://doi.org/10.31679/adamakademi.546487

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.