YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜRÜNLERİ VE TÜRKİYE’NİN DURUMU

Yüksek teknolojinin herkes tarafından kabul görmüş kesin ve bilimsel bir tanımı bulunmamakla birlikte, pazarlama ve yönetim literatüründe çeşitli yazarlar tarafından tanımlanmaya çalışılmıştır. Rexroad (1983, s.3), yüksek teknolojiyi “belirli bir alanın en günceli” olarak tanımlamakta ve laboratuvar ortamından pratik uygulamaya geçişi sağladığını ileri sürmektedir. Grunenwald ve Vernon (1988, s. 61) ise yüksek teknolojiyi; “güncel geliştirme tarafından betimlenen ve kısa ve gelgeç ömrü olan aygıtlar, prosedürler, süreçler, teknikler veya bilimler” olarak tanımlamaktadır.

TÜİK, 30.12.2016 tarihinde Kasım 2016 itibariyle Dış Ticaret İstatistiklerini yayınlamıştır. 2023 yılında 500 milyar USD ihracat hedefimiz bulunmaktadır. 2023 ‘ün sonuna kadar bu hedefi tutturmak zor gibi görünmektedir. TÜİK yayınladığı bülten içerisinde yapılan teknoloji sınıflandırmasına binâen teknoloji ürünlerinin ithalat ve ihracat paylarını da yayınlamaktadır.

Ürünlerin teknoloji sınıflandırmasına buradan ulaşılabilmektedir.

Bu kapsamda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından oluşturulan orta ve yüksek teknolojili sanayi ürünleri listesi kurumlara gönderilerek orta ve yüksek teknolojili sanayi ürünleri listesinde yer alan malların ihalelerinde, yerli malı teklif eden istekliler lehine % 15 oranına kadar fiyat avantajı sağlanması zorunlu tutulmaktadır.

Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı %3,7

Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.3 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Kasım ayında ISIC Rev.3’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı %92,1’dir. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı %3,7, orta yüksek teknolojili ürünlerin payı ise %33,9’dur.

Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ithalatı içindeki payı %16,8 oldu

İmalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı %82,9’dur. Yüksek teknoloji ürünlerinin 2016 Kasım ayında imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı %16,8, orta yüksek teknolojili ürünlerin payı ise %46,5’dir.

21808 img 4 9 30.12.2016 381379465

Tablodan anlaşılacağı üzere durum kabul edilebilir düzeyde bulunmamaktadır.

ABD’nde kurulu STRATFOR isimli stratejik düşünce kuruluşunun kurucularından George Friedman “Gelecek 100 Yıl ” isimli bir kitap yayınlamıştır. Bu kitapta 21. yüzyılda dünyadaki güç dengelerinin nasıl değişeceğine, siyasi ve ekonomik menfaat çatışmalarının hangi eksende ve nasıl gerçekleşeceğine dair öngörülerde bulunmaktadır. Yüzyılın ortalarında dünyada başka güçlerin ortaya çıkacağını bu güçlerin günümüzde büyük güçler olarak düşünülen ülkeler olmadığını belirtmektedir.

Bunlardan birincisi, her ne kadar dünyanın büyük ekonomileri arasında yer alsa da şu anda ekonomisinde sorunlar yaşayan, yeraltı zenginlikleri olmayan Japonya. Ardından Türkiye geliyor. Türkiye’nin coğrafi konumu ve kültürel bağlarının bu ülkeyi çok önemli kıldığını belirtmektedir. Son olarak Polonya’nın ABD desteği ile Rusya’ya karşı ve dinamizmini giderek kaybedecek olan Almanya’nın yanı başında ekonomik ve teknik olarak destekleneceğini ve bölgesinde diğer Rusya karşıtı ülkelerin öncü rolünü üstleneceğini yazıyor. ABD’nin bu yüzyılda da alt edilemez güç olarak dünyanın jandarması olacağı en büyük olmaya devam edeceği belirtilmektedir.

1990’ların başında Polonya ile çok benzer bir durumda olan Türkiye, Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinde hâlâ yedek kulübesinde beklerken, Polonya Avrupa Birliği üyesi olmuştur. Türkiye kişi başına milli gelirin seyrinde Polonya’ya göre maalesef iyi bir performans sergileyememiştir. Polonya, 2000 sonrasında, kişi başına gelir artışında dünyadan daha iyi bir performans sergilemiştir. Türkiye ise dünyadan daha iyi bir performans ortaya koyamamıştır. Üstelik AB’nin kurucu ülkeleri Polonyalı göçmenleri dışlamışlardır. Brexit oylama sonuçlarında Polonyalı ve diğer Doğu Avrupalı göçmenler önemli bir rol oynadığı ifade edilmektedir.  Polonyalıların kendilerinden olmadığını belirten İngilizler AB’den ayrılma yönünde oy kullanmışlardır.

New York Üniversitesi’nden Branko Milanoviç aşağıdaki iki grafiği yayınlamıştır;

14 kasim grafik 1

14 kasim grafik 2

Grafiklerde görüldüğü gibi Türkiye ile Polonya’nın performans farklılığı açıkça hissedilmektedir.

Şimdi, bir de her iki ülkenin yüksek teknoloji ürünleri ihracatındaki durumlarına bir bakalım ;

14 kasim grafik 3

14 kasim grafik 4

Buradan iki sonuç çıkarılabilir;

  1. Türkiye, yapısal reformlar yaptığı 1980’li yıllarda 2000’li yıllara göre daha iyi görünmektedir.
  2. Polonya yüksek teknolojili ihracatın toplam ihracat içindeki payını 1990’lı yıllardaki yüzde 5’ten, yüzde 13 civarına yükseltmiştir. Türkiye’de bu oran %5’leri aşamıyor. Reform yapan mesafe almaktadır.

Sonuç olarak;

  • Ülkemizin yüksek teknoloji ürünlerini üretmesi ve bu ürünlerdeki ithalat bağımlılığını ortadan kaldırması gerekmektedir.
  • Türkiye, coğrafi konumu ve kültürel yapısı ile güçlü olduğu gibi ekonomik ve askeri olarak sürekli güçlü olmak ve kalmak durumundadır.
  • Cari açığı düşürmenin en önemli yolu yine buradan geçmektedir.
  • Teşviklerin sektör bazında belirlenmesi, uygun bölgelerde yapılan yatırımlara da ilave teşvikler verilmesi gerekmektedir.
  • Üretim artırılıp, istihdam seviyesi yükseltilmedikçe yapılacak bütün teşvik ve düzenlemeler karşılığını bulmayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.